Ümitsizlik, ümîd kesmek. Allahü teâlâ, âyet-i kerîmede meâlen buyurdu ki: Allah’ın rahmetinden (af ve lütfundan) ye’se düşmeyiniz. Doğrusu, kâfirlerden başkası Allah’ın rahmetinden ye’se düşmez. (Yûsuf sûresi: 87) Ye’s hâlinde tövbe makbûldür. Fakat…
MoreErgenliğe ulaşmadan babası ölmüş çocuk. Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki: Yetimlere bâliğ oldukları zaman malların ı verin. Helâli harâma değişmeyin. Kendi mallarınıza katarak yemeyin. Çünkü bu büyük bir günahtır. (Nisâ sûresi: 2)…
MoreSene başı. Yeni bir senenin başlaması. Başlangıç zamânına göre iki çeşit sene vardır. Mîlâdî ve hicrî sene. Mîlâdî sene Îsâ aleyhisselâm ın doğum günü zannedilen târih ile baş ladığı kabûl edilir. Ancak…
MoreZulm eden, müslümanlara ve İslâmiyet’e; eli ile, dili ile ve kalemi ile zarar veren, başkalarının hakkına tecâvüz eden. Zâlimin çok yaşamasına duâ etmek, Allahü teâlâya isyân olunmasını istemektir. (Hadîs-i şerîf-Berîka) Zâlime yardım…
MoreKefil, birisinden belli bir veya birkaç kimsenin istedikleri bir şeyi, kendisinin de ödeyeceğine söz veren kimse. Dâmin. (Bkz. Kefil) Mübâşir (kişi, bizzat kendisi) müteammid (kasten) olmasa da zarar verdiği şeyi zâmin olur.…
Moreİhtiyaç eşyâsının ve borçlarının dışında nisâb miktârı malı, parası olan kimse. (Bkz. Nisâb) Eshâbım için fakirlik seâdettir. Âhir zamandaki ümmetim için zengin olmak seâdettir. (Hadîs-i şerîf-Râmûz-ül-Ehâdîs) Beş şey gelmeden evvel beş şeyin…
MoreErkeğin, hanımını veya onun yüz, baş, ferc gibi bir uzvunu, kendisine nikâhı ebedî haram olan bir kadına veya onun bakılması harâm yerine; “Sen anam gibisin” veya “Senin sırtın anamın sırtı gibidir” gibi…
MoreSuç, günah, kabahat. (Bkz. Mücrim) İnsanlar arasında benden üstün olanlara hürmet eder, haklarına riâyet ederim. Benden aşağı olanların sözlerine aldırış etmez, onlardan sakınırım. Emsâllerimin kusurlarını bağışlar, olgunluk ve anlayış gösteririm. Çünkü yumuşaklık…
Moreİslâm devletinde zımmî denilen gayr-i müslim vatandaştan, can ve mal güvenliklerinin korunmasına karşılık seneden seneye alınan vergi. Buna harâc-ur-ruûs (baş vergisi) de denir. Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyuruyor ki: Kendilerine kitab…
MoreFıkıhta; çeşit, tür, kullanıldıkları yerler arasında çok fark bulunmayan şeylere ortak olarak verilen isim. Deve hayvan sınıfı nın bir cinsidir. Tüylü deve, bu cinsten bir nevidir. Aslı, kaynağı başka olan veya kullanıldığı…
MoreÇekme, çekilme. Allahü teâlânın sevdiği bir kulu kendisine çekmesi, yüksek derecelere kavuşturması. Bu da nefsi terbiye ederek, Allahü teâlâyı çok anmakla olur. Rahmân’ın cezbelerinden bir cezbe bütün insanların ve cinnîlerin sevâbları gibidir.…
MoreBir iş, hizmet, bir şeyden faydalanma veya satılan bir şey karşılığında verilen para veya mal, karşılık. Âyet-i kerîmede meâlen buyruldu ki: Ey kavmim! Peygamberliği tebliğ işinden dolayı sizden bir ücret istemiyorum. Benim…
MoreBir topluluğun din ve dünyâ düşüncelerinde inançlarında birbirlerine uygun olmaları. Dostluk, yakınlık kurmak, kaynaşmak. Allahü teâlâya en sevimli olanınız, ülfet edip, kendisiyle ülfet olunandır. Allahü teâlâya en sevimsiziniz de koğuculukla gezip, dostları…
MoreKitab okumamış, yazı yazmamış, kimseden ders görmemiş kimse. Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki: Onlar ki, yanlarında bulunan Tevrât ve İncîl’de ismini yazılı buldukları O ümmî resûle tâbi olurlar. O (Resûl)…
MoreMuallim, öğretici, rehber. İnsan, yaratılı şta iki taraflıdır. Ona hidâyet, üstünlük tarafı nı tanıtabilmek ve bunu kuvvetlendirmeye çalışmasını sağlamak için muallim, bir üstâd lâz ımdır. Bâzı çocuklar, nasîhatla, yumuşak sözle ve mükâfât…
MoreÜstâdı, hocası olsun olmasın, hayatta veya vefât etmiş bir büyüğün rûhâniyetinden istifâde ederek, terbiye görerek yetişen, olgunlaşan kimse. Bu şekilde yetişme yoluna üveysîlik denir. Üveysî olmak öyle yüksek bir mertebedir ki, o…
MoreMükellef (akıllı, müslüman ve ergenlik çağına erişmiş)kimsenin kendi mülkü olan mütekavvim (belli, kıymetli ve dayanıklı )malının menfaatini (faydasını ) hiçbir şarta bağlamadan, müslüman veya zımmî (gayr-i müslim vatandaş), bütün veya belli fakirlere…
MoreDurma; haccın farzlarından olup, Arefe günü Arafat’ta öğle ve ikindi namazından sonra bir miktar durmak. Vakfe, Arafat’ın Vâdi-yi Urene denilen yerinden başka herhangi bir yerinde yapılır. (İbn-i Âbidîn)…
MoreAllahü teâlâya yemin ederim mânâsına, bir sözün, niyyetin, bir işi yapmak veya yapmamak arzûsunun kuvvetli olduğunu gösteren, söylendiği şeye aykırı hareket edildiğinde, yemin keffâreti lâzım gelen sözlerden birisi. Yemin yalnı z Allahü…
MoreVasiyet yazılan kâğıt. Her müslüman, ölüm hastalığında bir vasiyetnâme yazmalıdır. Vasiyetnâmeyi maraz-ı mevtte (ölüm hastalığında) yazmak vâcib, sıhhatte iken yazıp yanında taşımak müstehaptır (iyidir). (Senâullah-ı Dehlevî) Hazırlanan vasiyetnâmede evlâdına, ahbâbı na, son…
MoreBir kimsenin vefâtından sonra yapılmasını istediği şey veya sonraya bağlı olmak üzere bir malı veya menfeatini (faydayı) bir şahsa veya bir hayır işine teberrû’ (bağış) yoluyla temlik etmek (sâhib ve mâlik kılmak).…
MoreZararlı olan şüphe, kuruntu. Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki: Cinden olsun insanlardan olsun insanların göğüslerine (kalblerine) vesvese veren hannâsın (şeytânın) şerrinden (kötülüğünden) insanların Rabbine… sığınırım. (Nâs sûresi) Şeytan kalbe vesvese verir. Allah’ın…
MoreVay hâline, yazıklar olsun. Bir kimse veya topluluğun işledikleri kötülükler sebebiyle karşılaşacakları azâbı, kötü hâlleri ve acınacak bir hâlde bulunduklarını ifâde eden bir söz. Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki: Ölçüde…
MoreNâfile olarak devamlı yapılan ibâdet, tesbih ve duâlar. Çoğulu evrâddır. Kulun duâ, zikr, Kur’ân-ı kerîm okuma ve tefekkür (mahlûklardaki ve kendi bedenindeki ince san’atları, düzenleri birbirine bağlılıklarını düşünerek, Allahü teâlânın büyüklüğünü anlaması,…
MoreEriş mek, kavuşmak, gönlün devâmlı olarak ve kıl kadar istikâmet değiştirmeyerek Allahü teâlâya bağlı kalması. Tasavvuf yolunun âşıkları, yakınlık görünen uzaklıkla sevinmezler. Onlar uzak görünen bir yakınlık ve ayrılık görülen bir vuslat…
MoreYağmur yağdırması için Allahü teâlâya yapılan duâ. (Bkz. İstiskâ) Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz ve Eshâb-ı kirâm ve İslâm âlimleri yağmur duâsı yaptılar. Yağmur duâsı için çıkılan yerde imâm, evvelâ yalnızca…
MoreŞek ve şüpheden uzak olan; kesin. Allahü teâlâ âyet-i kerîmede meâlen buyurdu ki: Biraz bekledi, çok geçmeden Hüdhüd gelip, şunları söyledi:”Ben senin bilmediğin bir şey öğrendim. Sana Sebe’den yakîn bir haber getirdim.”…
MoreÎsâ aleyhisselâma îmân eden on iki havârîden biri. İbrânî dilinde Yahyâ demektir.Rumca’da Yohannes, İngilizce’de Can, Fransızca’da Jan denir. Dört İncîl’i yazanlardan biridir. Îsâ aleyhisselâmın teyzesinin oğlu idi. Yüz senesinde Efes’te öldü. Hıristiyanlar,…
MoreDünyâya düşkün olmayan kimse. Allahü teâlâ bir kulunu severse, onu dünyâda zâhid, âhirete râgıb (isteyen) yapar. Ayıblarını ona bildirir. (Hadîs-i şerîf-Berîka) Dünyâda zâhid olanı, Allah sever. İnsanlarda bulunanlarda zâhid olanı insanlar sever.…
MoreHaram olan, yasaklanan bir işin yapılmasını mübâh (dînen serbest) kılan sebeb, özür. Zarûretler, dînen haram, yasak olan ş eyleri mübâh kılar. Yâni mübâhı (dînen yapılması serbest olan bir işi) yapan nasıl muâheze…
More

