Çarşıda misli yâni benzeri bulunan her şeyi, belirsiz bir zaman sonra, misli geri verilmek üzere verme. (Bkz. Karz-ı Hasen) Bir müslümana Allah rızâsı için ödünç veren kimseye, her gün için sadaka sevâbı…
MoreÎmân ve ibâdetlerde yâni dinde Ehl-i sünnet (Peygamber efendimiz ve arkadaşlarının yolunda olan) âlimlerin gösterdiği ve bildirdiği doğru yol. (Bkz. Ehl-i Sünnet) Orta yolun sağında ve solunda olmak iyilikten ayrılmak olur. Orta…
MorePeygamber efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) Ehl-i beytinden (akrabâsından) olup, tasavvufun vilâyet yolunda en yüksek derecelere ulaşmış olan on iki büyük zât. Bunların hepsine birden Eimme-i İsnâ aşere de denir. On iki…
MoreAltın ve gümüş oranı yarıdan az olan paralar. Züyûf ile ödünç verdikten sonra, o züyûfun kıymeti kalmasa, İmâmeyne yâni İmâm-ı Ebû Yûsuf ve Muhammed’e göre teslim ettiği zamandaki kıymetinde altın veya bu…
MoreHayırlı işleri yapmayı sonraya bırakma. Uygunsuz işlerin hepsinden Allahü teâlâya tövbe etmeli, O’na yalvarmal ıdır. Belki, tövbe etmek için başka zaman ele geçmez. Hadîs-i şerîfte; “Tesvîf edenler helâk oldu” buyruldu. Boş zamânı…
MoreBir şeyi uğursuz saymak, kötüye yormak. İslâmiyet’te teşe’üm yoktur. Resûlullah sallallahü aleyhi ve selem teşrîf edince (peygamber olarak gönderilince), günlerin mü’minlere (inananlara) uğursuz olmaları kalmadı. (İsmâil Hakkı Bursevî) Uğursuzluğa inanmamalı, te’sir eder…
MoreAksırdığı zaman Elhamdülillah diyen kimseye “Yerhamükellah: Allahü teâlâ sana merhâmet etsin” demek. Müslümanın, müslüman üzerinde beş hakkı vardır:Selâmına cevâb vermek, hastalığı nda ziyâret etmek, cenâzesinde bulunmak, dâvetine gitmek ve teşmît etmek. (Hadîs-i…
MoreKânun koyma. Allahü teâlânın ve peygamberlerinin, insan hayâtının maddî ve mânevî bütün yönlerine dâir emir ve yasaklar koyması. Teşrî’, Allah ve Resûlüne (peygamberine) âittir. Peygamber efendimiz devrinde teşrî’, ilâhî bir veche (durum)…
MoreKurban bayram ının ikinci, üçüncü ve dördüncü günleri. Bayramın birinci gününe yevm-i nahr (nahr günü), ikinci ve üçüncü günleri de kurban günü olduğundan hepsine birden “eyyâm-ı nahr” denir. Ondan evvelki güne Arefe…
MoreArefe günü yâni Kurban bayramından önceki gün, sabah namazından, bayramın dördüncü günü ikindi namazına kadar yirmi üç vakit her farz namazdan sonra getirilen tekbîr; “Allahü ekber, Allahü ekber, lâ ilâhe illallahü vallahü…
MoreHavâlenin bozulma sebebi. Havâleyi kabûl edendeki alacağın telef yâni yok olması. (Bkz. Havâle) Havâlede tevâ iki türlü olup; birincisi, kabûl eden sözünden döner. İnkâr eder ve yemin eder. Havâleyi veren ve alan…
MoreVecd ve muhabbette kemâle ermeyenin (olgunlaşmayanın) isteğiyle vecde kavuşmaya tâlib olması, istemesi. (Bkz. Vecd) Bu yüksek yolun yâni Ahrâriyye yolunun büyükleri, yüksek sesle zikr etmekten bile sakındırmışlardır. Kalb ile sessiz zikretmeği (Allahü…
MoreYalan üzere birleşmeleri mümkün olmayan, her asırda güvenilen kimselerin hepsinin bir şeyi, bir haberi bildirmeleri. Mûsâ’nın, Îsâ’nın ve diğer peygamberlerin (aleyhimüsselâm) hârikalar, mûcizeler gösterdiği haber verildiği gibi, Muhammed aleyhisselâmın da mûcizeler gösterdiği…
MoreYönelme. 1.Peygamberleri aleyhimüsselâm veya evliyâyı vesîle (vâsıta) yaparak, onları n hâtırı için istenilen bir şeye kavuşturması için Allahü teâlâya yalvarmak. Buna, istigâse, tevessül ve teşeffü’ de denir. Resûlullah’ı n yanına bir âmâ…
MoreAllahü teâlâya teslim olma. Bir işe başlarken sebeplere yapıştıktan sonra O’na güvenme; kalbin, her işte Allahü teâlâya îtimâd etmesi, güvenmesi. Allahü teâlâ, âyet-i kerîmede meâlen buyuruyor ki: Kim ki, Allahü teâlâdan korkarsa,…
MoreKadınların namazda oturma ş ekli; kaba etlerini yere koyup, uyluklarını birbirine yaklaştırarak, ayaklarını sağ taraftan dışarı çıkarıp, sol uylukları üzerine oturmaları. Kadınlar, namazda teverrük ederek otururlar. (Alâüddîn-i Haskefî) Namazda dizleri dikip, başını…
MoreBir isteğin, bir maksadı n hâsıl olması için bir şeyi vesîle, sebeb yapmak. Allahü teâlânın sevdiklerini araya koyarak; “Onların hâtırı, hürmeti için” diyerek duâ etmek veya bu sûretle yapılan duâ. İstiğâse ve…
MoreYorumlamak, açıklamak. Bir müslümanı n bir sözü veya bir işi birçok bakımdan kâfir (îmânsız) olacağını gösterse, bir bakımdan ise, kâfir olmıyacağını gösterse, bu bir bakıma göre te’vîl edilmeli ona kâfir dememelidir. (İbn-i…
MoreVekîl tâyin etme. Kadına, kendini boşamak için seni vekil ettim demek. (Bkz. Vekîl) İslâmiyet’te erkeğin talak (boşama) hakkını başkasına bırakması üç türlü olur: 1) Tefvîd: Erkeğin zevcesine (hanımına); “Kendini sen boşa” diyerek…
MoreKefil, birisinden belli bir veya birkaç kimsenin istedikleri bir şeyi, kendisinin de ödeyeceğine söz veren kimse. Dâmin. (Bkz. Kefil) Mübâşir (kişi, bizzat kendisi) müteammid (kasten) olmasa da zarar verdiği şeyi zâmin olur.…
MoreHaram olan, yasaklanan bir işin yapılmasını mübâh (dînen serbest) kılan sebeb, özür. Zarûretler, dînen haram, yasak olan ş eyleri mübâh kılar. Yâni mübâhı (dînen yapılması serbest olan bir işi) yapan nasıl muâheze…
MoreBoğazlama, kesme. Hayvanın boğazındaki yemek borusu, hava borusu, iki yandaki kan damarından üçünü bir anda kesmek. “Bismillâhi Allahü ekber” diyerek deveden başka hayvanın boğazını n herhangi bir yerinden zebh edilir. Bismillâhi derken…
MoreSebeb ile netîce arasındaki bağlılıkları bulmak, benzeyiş ve ayrılışları anlamak, yeni îcab ve vaziyetlere zihnin en iyi şekilde uyması. Akıl başka, zekâ başkadır. Her akıllı zekî, her zekî de akıllı olmayabilir. (Abdülhakîm…
Moreİslâm’ın beş şartından biri. Dînen zengin sayılan müslümanın nisab miktârındaki zekat malının belli zamanda belli miktârını zekat niyeti ile ayırıp emr edilen müslümanlara vermesi. Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyuruyor ki: Allahü…
MoreAşağı, alçak, hor, hakîr. Kıyâmet günü, dünyâdaki kibir sâhibleri, küçük karınca gibi zelîl ve hakîr olarak kabirden çıkarılacaktır. Karınca gibi fakat insan şeklinde olacaklardır. Herkes bunları hakîr görecektir. (Hadîs-i şerîf-Berîka) Nefsini azîz…
MoreErkeğin, hanımını veya onun yüz, baş, ferc gibi bir uzvunu, kendisine nikâhı ebedî haram olan bir kadına veya onun bakılması harâm yerine; “Sen anam gibisin” veya “Senin sırtın anamın sırtı gibidir” gibi…
Moreİslâm devletindeki gayr-i müslim vatandaş. Zımmîlerden cizye alınmasından maksat, kâfirliğin aşağılığını, müslümanlığın ise, izzet ve şerefini göstermektir. Bu hakâret o derece te’sirlidir ki, cizye vermek korkusundan kıymetli elbise giyemezler, süslenemezler, hakîr, sefîl…
MoreHiçbir dinde olmadığı ve Allahü teâlâya inanmadığı hâlde, müslüman görünüp müslümanlığı değiştirmeye, îmânı bozmaya, dinsizliği müslümanlık olarak yaymaya çalışan ve İslâmiyet’i içerden yıkmaya uğraşan sinsi İslâm düşmanı, azılı kâfir, münâfık. Kâdıyânîler ve…
MoreKamerî senenin ayları olan Arabî ayların sonuncusu. Zilhicce ayının onuncu günü Kurban bayramı günüdür. Her kim o gün bayram namazından gelip kurbanını boğazlayıncaya kadar bir şey yemeyip kurbanının böbrekleri ile iftâr edip,…
MoreÂkıl ve bâliğ olan (akıllı, ergenlik çağına ulaşmış) kadın ve erkeğin aralarında nikâh olmadan gayr-i meşrû münâsebette bulunmaları. Allahü teâlâ âyet-i kerîmede meâlen buyurdu ki: De ki: Geliniz size Rabbiniz neleri harâm…
More

