Ahmet Ağaoğlu kimdir? Hayatı, Eserleri ve Biyografisi

6 mins read

Cumhuriyet Türkiyesi’ne etkileri bakımından önem taşıyan Türkçü – Batıcı düşünür Ahmed Ağaoğlu, 1869 yılında Şuşa-Karabağ’da doğdu. İlköğrenimini Tiflis’te tamamladıktan sonra, annesinin çabasıyla Rus Gymnasiumu’na gönderildi. Batılı düşüncelerle tanıştığı bu okulu bitirip, 1888’de, hukuk, târih, filoloji ve siyâsal bilimler eğitimi gördüğü Paris’e gitti. Ayrıca 1892’de Londra’da toplanan Şarkiyat Kongresi’ne katılarak şiîlik hakkında bir tebliğ sundu. Üniversite yıllarında hocası olan, meşhur Ernest Renan’dan etkilendi. Paris’te tanıştığı Cemâleddin Afgânî de İslâmiyet’e ilişkin düşüncelerini şekillendirdi. Üniversite öğrenciliği sırasında La Nouvelle Revue, Revue Bleu gibi dergilerde yazıları yayımlandı. 1894’te Azerbaycan’a dönen ve çeşitli şehirlerde öğretmenlik yapan Ağaoğlu, Kaspi, Şarkî Rus ve Hayat gibi gazetelerde yazılar yazdı; 1900’de İslâm ve Ahund ile 1901’de İslâm’a Göre ve İslâm Âleminde Kadın başlıklı kitapları Bakü’de yayınlandı. Kendisini, bundan beş yıl sonra  Rusya’da yaşayan Türkler’in haklarını gözetmek amacıyla teşekkül eden Difai isimli derneğin kurucusu olarak görüyoruz. Ayrıca Hüseyinzâde Ali ile gazete ve dergi neşreden Ağaoğlu, faaliyetlerinden rahatsız olan Rus makamlarının tâkibinden kurtulmak amacıyla 1909’da Türkiye’ye geldi ve bir süre Sebilürreşad’da yazılar yazdı. Maarif Müfettişliği ve Süleymaniye Kütüphânesi’nde müdürlük yapan düşünür, Tercümân-ı Hakîkat’in başyazarlığını da deruhte etmiştir.

Meşrûtiyet döneminde Ağaoğlu, dağılan Osmanlı İmparatorluğu’nda milliyetçilik açısından en geç kalan Türklerin, varlıklarını sürdürebilmek için millî şuur kazanmalarının zorunlu olduğu görüşünden hareketle, Türkçülük akımına bağlandı ve 1911’de Türk Yurdu Cemiyeti ve 1912’de Türk Ocağı’nın kurucuları arasında yer aldı. Dârülfünûn’da Rusça muallimliği ve târih müderrisliği yaptıktan sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin merkez-i umumî âzâsı oldu ve 1912’de Afyonkarahisar mebusu seçildi. 1918’de Azerbaycan’a gönderilen Kafkas İslâm Ordusu’nda müşavirlik yapan Ağaoğlu, bu vesileyle bir süre Azerbaycan’da kalarak parlamento üyeliğine seçildi. Azerbaycan’daki Rus işgâline karşı İngilizlerle İran’da sürdürülen görüşmelere başkanlık etmesine rağmen, Paris Barış Konferansı’na katılmak üzere geldiği İstanbul’da tutuklanıp Malta’ya sürüldü. Sürgün sonrasında Ankara’ya gelip Ağaoğlu, yeni oluşmaya başlayan rejime hizmet etmiş, Anadolu Ajansı Genel Müdürlüğü, Hâkimiyet- i Millîye başyazarlığı gibi önemli görevlerde bulunmuştur. Ağaoğlu aslında Türkçü olmaktan çok ve ondan önce, hattâ Türkçülüğün Batı karşıtı damarıyla tümüyle zıt bir şekilde Batıcıdır. Hatta sonraları bâzı Türkçülerle de çatışmıştır.

Yukarıda zikredilen görüşleriyle özellikle erken cumhuriyet döneminde etkili olan Gökalp’la karşılaştırıldığında – ki Gökalp devletçidir – Ağaoğlu’nun liberal görüşleri daha ziyâde 1946’dan sonra uygulamaya konulmuştur. Bununla birlikte Atatürk’le özellikle medeniyet anlayışında örtüşen fikirlere sâhiptir. Bu zâviyeden, Nevzat Kösoğlu, “Cumhuriyet politikalarına bir fikir babası yahut yakından etkileyici birini bulmak gerekiyorsa, bunu, aynı zamanda Atatürk’ün yakın arkadaşlarından olan Ahmed Ağaoğlu’nda aramak gerekir. Onun yazdıklarına yakından bakıldığında bu örtüşme kolayca görülebilir” diyerek kendisinin söz konusu bağlam içinde Gökalp’tan daha etkili olduğunu belirtmiştir.

Gerçekten de Gökalp’la Atatürk’ün medeniyet kavramına bakış açıları birbirine zıttır. 1919 – 1920’de kaleme aldığı, Türk Yurdu’nda yayımlanan ve daha sonra 1927’de kitaplaştırdığı Üç Medeniyet başlıklı denemesi bu görüşleri açısından önemlidir. Tıpkı Akçura’nın “Üç Tarz-ı Siyâset”i ve Gökalp’ın Türkçülüğün Esasları gibi… Ağaoğlu, Türkçü, liberal ve modernist İslâmcı olmaktan önce bir Batıcıdır. Hattâ öyle ki, Azerbaycan’da “Frenk Ahmet” olarak isimlendirilmiş, Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı olan Mehmed Emin Resulzâde tarafından da Batıcılığın nihâî sınırına vardığı ifâde edilmiştir. Gökalp’ın seçmeci aktarmacılığına karşılık Ağaoğlu, medeniyeti bir yaşam tarzı olarak bütüncül ele alır. Ona göre “….bir medeniyet zümresi bölünemez bir bütündür, parçalanamaz. Süzgeçten geçirilemez. Galibiyet ve üstünlüğü kazanan onun bütünüdür”. Irk konusunda Gustave Le Bon’un bilimsel olarak geçersizliğini ileri süren Ağaoğlu, Ziya Gökalp’ın tam tersine kültür – medeniyet ayrımından kaçınmış, buna karşı çıkmış; bir medeniyetin sadece maddî ögelerini alıp moral değerlerini reddeden Gökalp milliyetçiliğiyle ve daha genel ifâde edecek olursak aynı minvalde düşünen klâsik İslâmcılıkla bu anlamda çatışmıştır. Ağaoğlu demiştir ki: “…bir milletin maddî varlığı ve dili dışında değişmeyen bir özü yoktur.” Ona göre din, âile, hukuk, sanat, mimarî millî şahsiyetin esâsını teşkil etmez ve değişebilir. Ağaoğlu Kemalist devrimlerin destekleyicilerindendir. Ona göre Mustafa Kemal’in azimli irâdesiyle baştanbaşa Batı medeniyet dâiresine girmiş olduk. Bu konuda Atatürk’ün devrimleri ile kendi görüşleri arasındaki bağı da yine bizzat kendisi kurmuş, “Üç Medeniyet” adlı denemesine yazdığı önsözde, bu yazılarda öngörülen değişikliklerin gerçekleştiğini ve konunun artık eski öneminin kalmadığını belirtmiştir. Gerçekten de özellikle medeniyet konusunda Atatürk’ün görüşleri Gökalp’a uzak, Ağaoğlu’na yakındır; fakat onunla da birebir örtüştüğü söylenemez.

Liberal ve özel teşebbüs yanlısı düşünceleri erken cumhuriyet döneminde kabûl görmemiştir; zira o günlerde zâten dünyâda liberal ekonomi bir geri çekilme dönemi yaşıyor, özellikle 1929 bunalımı sonrasında, katı devletçi ekonomi modelleri ve otokratik rejimler ağırlık kazanıyordu. 1930’daki kuruluşundan sonra Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın ideologluğunu yapan Ahmed Ağaoğlu, bu partinin, Fethi Okyar tarafından, onun teşvik ve tasvibiyle kurulsa da, Atatürk’e karşı bir siyâsî muhalefet odağına dönüştüğü gerekçesiyle feshedilmesine rağmen her zaman kendisini Kemalist ve inkılâpçı olarak görmüştür. Ona göre Türk İnkılâbı Doğu’nun elîm vaziyetine çare bulmak için yapılmıştır. Batıcılığının, liberalizmden ve diğer görüşlerinden önce gelmesinin sebebi de bireyci ve hür teşebbüs yanlısı bu uygarlığın, her alanda kazandığı zaferlerdir. O yüzden, onun değerleri bütünüyle kabul edilmelidir ki, bunların başında da işte bu fert özgürlüğü gelmektedir. Bu zaferlerin asıl sebebi, Batı uygarlığının bu mânâdaki genişliğidir. Ağaoğlu’nun ekonomik-kültürel tezi kapitalistleşerek Batılılaşmaktır ve erken dönem devletçi – Türkçü Gökalp etkileri yerini 1950’lerden itibâren Ağaoğlu’nun bu görüşlerine bırakmış; bu görüşler büyük oranda geçerliliğini koruyarak günümüze ulaşmıştır. Türkçülük açısından ve Türkçü düşünce içinde özgün bir farklılığı temsil eden Ağaoğlu, Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kapatılmasından sonra Dârülfünûn’da tekrar müderrislik yapmaya ve Akın dergisini çıkarmaya başlamış; fakat muhalefet gösterdiği gerekçesiyle hem müderrislikten hem dergisinden olmuştur. Türk Yurdu dergisinde yazan kalem sâhiplerinden biri olarak, Cumhuriyetin fikrî terekesinde yer almış önemli bir mütefekkirdir ve aynı zamanda uzun yıllar Demokrat Parti’de vekillik ve bakanlık görevlerinde bulunmuş olan yazar ve siyâsetçi Samet Ağaoğlu’nun da babasıdır.

Göktürk Ömer

Rate this post
Haber Oku
Tidings Globe