Süleyman Nazif kimdir? Hayatı, Eserleri ve Biyografisi

4 mins read

İ. H. Ertaylan’ın tâbiriyle bir “şâir ve fâzıl yatağı” olan Diyarbakır’da dünyaya gelen Süleyman Nazif, şâir ve târihçi bir baba olan Diyarbakır eşrâfından Said Paşa’nın oğlu ve ayrıca Servet-i Fünûn şâirlerinden Fâik Âlî (Ozansoy)’nin ağabeyidir. Kardeşinin aksine düzenli bir eğitim görmemiş, rüşdiye eğitimini yarım bırakarak özel hocalardan ders almış, alaylı bir şâir ve nâsirdir. Pek çok kişinin methettiği zekâsı sâyesinde, Abdullah Cevdet’in ifâdeleriyle, “kendi kendisinin üstâdı, kendi kendisinin şâkirdi” olan Nazif, Muş, Mardin ve Diyarbakır’da Reji Müdürlüğü ve İdâre Meclisi’nde çalışıp Vilâyet Matbaa Müdürlüğü gibi görevlerde bulunduktan sonra, dikkatini çektiği Kölemen Abdullah Paşa’nın kâtibi olarak bir yıl Musul’da kalmış ve buradan ayrılmasını müteakiben İstanbul’a giderek oradan Jön Türklere katılmak üzere Paris’e geçip Ahmed Rıza’nın Meşveret gazetesinde Sultan Hamid idâresi aleyhinde yazılar kaleme almıştır. Ahmed Rıza ile anlaşmazlığa düşmesi ve Avrupa’daki Jön Türk hareketinin de tavsaması üzerine ülkeye geri dönmüş, Serveti-i Fünûn’da dedesi İbrâhim Cehdî’nin adını müsteâr edinerek şiirler yazmıştır.

Meşrûtiyet’in îlânından sonra bu defa kalemini İttihat ve Terakki aleyhine işletmeye başlayınca, 1909 ila 1914 arasında Basra, Kastamonu, Trabzon, Musul, ve Bağdat’ta vâli olarak görevlendirilip İstanbul’dan uzaklaştırılmıştır. II. Meşrûtiyet sonrasında gelişen Türkçülük düşüncesinin muârızı oan Nazif, aynı zamanda Yeni Lisân hareketinin de karşısındadır ve hece vezninin âhengini aksak bulmaktadır. O, ne aruzdan ne de bilhassa nesrinin “külfet ve haşmetinden en ufak fedakârlığa râzı değildir.” Bununla birlikte bunu bir zevk ve alışkanlık meselesi olarak gördüğü anlaşılıyor: “Ben eskilere hissen merbutum. İlk zevk ve idrâkimi onlar tenmiye ettiler. Kırk sekiz yaşındayım. Artık zevk değiştirmek vâ-esefâ ki, mümkün değildir.” Şiirde Abdülhak Hâmid’in, nesirde Nâmık Kemâl’in tâkipçisi olan; fakat şiirden ziyâde nesirde üstâd olan Nazif’in bu konudaki yeteneği Ahmed Hâşim’e onu “bir kubbe altında bakırdan bir âlete üfürüp kelimeleri şişirten ve onları birer âhenk hâlinde uçurtan bir gulyabânî” olarak büyülü ve tabiat dışı bir varlık gibi tasvîr ettirecek denli kuvvetlidir. 1918’de Cenab Şahabeddin’le Hâdisât gazetesini çıkarmaya başlayan Nazif, işte bu kuvvetli nesriyle aynı gazetede İstanbul’un işgâli gibi târihimizin en elîm safahatlarından birine “Kara Bir Gün” başlıklı yazısıyla unutulmayacak bir mersiye yazmış, işgâl kuvvetlerinin başkumandanı Louis Franchet d’Esperey’in bir Fâtih edâsıyla at üzerinde şehre girmesi ve bu manzaranın azınlıklarca alkışlanmasından incinen millî haysiyeti, “mevcûdiyet-i millîye ve lisâniyyelerini bizim ulûv-ı cenâbımıza medyûn olan bir kısım halkın hây ü hûy-ı şemâteti ile mâtem-i muazzezimize en acı hakâretlerin birer tokat şeklinde atıldığını gördük” sözleriyle milletimizin ıztırâbına tercümân olarak İtilâf idâresinin şimşeklerini üzerine çekmiştir.

Bir yıl kadar sonra, 23 Ocak 1920’de, Dârülfunûn’da Pierre Loti Cemiyeti’nin düzenlediği toplantıda bu Türk dostu Fransız’ı anlatmak için îrâd ettiği nutukla o gün, bir gazetenin tâbiriyle “Pierre Loti günü olacakken Süleyman Nazif günü olmuş”, Münir Süleyman (Çapanoğlu)’ın ifâdesiyle Süleyman Nazif, “Türk dostu Pierre Loti’yi övmek, fakat daha ziyâde İstanbul’u işgâl eden askerî kuvvetleri ve o kuvvetleri buraya yollayan devletleri mânen tenkit ve hicvetmek için söylediği o ateşli hitâbede düşmanın pis ayaklarıyla çiğnenen bir şehir toprağının en acı, en korkusuz feryatları ile çağlamış, köpürmüştür.” Bunun üzerine Malta’ya sürülen ve yirmi ay burada “Dumanlı dağların ağlar, gözümde tüttükçe / Olur mehâsin-i gurbet de başka işkence” mısrâlarıyla vatan hasretini dillendirerek esâreti yaşayan ve daha önce Gizli Figanlar (1906) ile Firâk-ı Irak (1918) gibi şiir ve mensur – şiir karışık edebî mahsülâtı bulunan Nazif, bu sürgün aylarının şiirlerini Malta Geceleri (1924) adlı kitabında toplamıştır. Paris’te, Ahmed Midhat’ın meşrutiyet karşıtı yazılarına cevâben neşrettiği Mâlûmu İ’lâm (1897) ile Bo Şerif olarak bilinen Kürtçü hâin Şerif Paşa aleyhine yazdığı Boş Herif (1910) gibi târiznâmeleri, haklarında yazdığı makaleleri derlediği Mehmed Âkif (1919, 1924) ve Nâmık Kemal (1922) adlı kitapları ve daha başka eserleri bulunan Nazif, İstanbul’a döndükten sonra da çeşitli gazetelerde yazılar yazmayı sürdürmüştür. Medfeni, Edirnekapı Şehitliğindedir.

Göktürk

Rate this post
Haber Oku
Tidings Globe