Arapça, açılmalar demektir. Beklenmedik birşeyin ele geçmesi. Zahirdeki fütûha “Fütuhûl-ibade”, batmdakine de “fütuhûl-halâve” denir. Bu iki fütûhtan başka, bir de “fütûhul-mükâşefe” vardır. Rızık, ibâdet, ilim, marifet, keşf vs. gibi maddî ve manevî…
MoreArapça, kalp demektir. Yedi tavrın (etvar-ı seb’a) üçüncüsü olup, İlâhî tecellileri temaşa (seyretme), yeridir. Kur’ân’da, fuâd’a işaret eden âyet şudur: “Gözün gördüğünü, fuâd (kalp) yalanlamadı” (Necm/1 1 ).…
MoreArapça, çocuğun sütten kesilmesi anlamına gelir. Müridlerin, şeyhlerinin yanında süt emdikleri zamanlar olduğu gibi, sütten kesildikleri zamanlar da vardır. Süt emme zamanı; müridin şeyhin sohbetinde bulunduğu zamandır ki, bu esnada, müridin şeyhinden…
MoreArapça, görüş, tahmin ve anlamada dikkatli düşünüp isabetli olma anlamında bir kelime. Yakînin açılması, gaybın görünmesi. Firâset, iman makamlarından birisidir. Hz. Resûllullah (s) “mü’minin firâsetinden korkunuz; zira o, Allah’ın nuru ile bakar”…
MoreArapça, kaçmak demektir. Halktan Hakk’a kaçmak. Bunun birkaç mertebesi vardır. İlki cehilden bilgiye kaçmak, ikincisi haberden sunuda (işitmekten görmeye) kaçmak, üçüncüsü Hakk’ın gayrisi herşeyden hatta şuhûddan da kaçmak. Kur’an-ı Kerim’de de bu…
MoreArapça, düşünmek demektir. Kalbe bir üçüncü marifeti elde etmek üzere, iki marifeti kazandırmaktır. Buna örnek olarak âhiretin hayırlı ve sürekli olduğunu tanımak gösterilir. Bu durumda hayırlı ve sürekli olan, iradeye bağlı olarak…
MoreArapça, taşmayı ifade eder. İlâhî tecelli, bu kelime ile anlatılır. Zira bu tecelli heyulam özelliktedir. Tecelli, tecelli edene göre belirir veya kayıtlanır. Zira tecelli; onun için, vücudu olmayan sabit bir ayndır. Bu…
MoreArapça, bir şeyin elden kaçırılması demektir. Sevgiliden beklenen şey, sevgilisi ile birleşen aşıkın, ondan farklı olduğunu anlaması. Yahya b. Muaz er-Râzî “Fevt, mevt (ölüm) den daha zordur. Çünkü fevt, Hakk’tan; mevt, halktan…
MoreArapça, Allah’da fani olmak demektir. Kulun zât ve sıfatının, Allah’ın zât ve sıfatında fani olmasıdır. Dünya ilgilerini tam anlamıyla ortadan kaldırarak, Allah’a yönelmek demektir. Bu yönelişte istiğrak hâli meydana gelir. Sûfi bu…
MoreArapça, fânî olmak, yok olmak mânâsına gelir. Nesnelerin, sufînin gözünden silinmesine fena denir. Zıddı bekâ’dır. Hind Nirvana’sı farklı bir muhtevaya sahiptir. Hind mistisizminde hiçlik, fenayı ifâde etmesine rağmen, islam tasavvufunda kul hiç…
MoreArapça, olgunluk, erdemlilik, üstünlük gibi anlamları ihtiva eder. Fazilet insanın doğuştan getirdiği iyi yönlerinin, olgunlaştırılmış şekline denir. Ayrıca Tasavvufta esma cennetine de denir. Bu cennetin ehli, sayıca, me’ârif cennetinden azdır. Ancak, onların…
MoreTasavvufta, herhangi bir işe başlanırken, yahut duası makbul bir şeyh veya velîden, dileğinin kabul edilmesine medar olmak üzere, dua talebinde bulunmağa “Fatiha istemek” denilir. Kendisinden istenen kişi, kısaca bir gülbank okuyup “Fatiha”…
MoreArapça, açan, açıcı mânâsına gelir. Fatiha suresine, es-Seb’u’l-Mesânî de denir. Manası, yedi çiftler demektir. Bu ifadedeki yedi; yedi nefsî sıfata işarettir ki bunlar hayat, ilim, irâde, kudret, semî, basar, kelâm’dır. Hz. Peygamber…
MoreArapça, ayırım, ayrılma, bölüm vs. gibi mânâları ihtiva eder. Mahbûbdan umulanın kaybedilmesi. Bazı sûfi büyükleri şöyle der : Bir kimse “ben vâsıl oldum” zanneder, yahut iddia ederse, o kişi vâsıl değil, ayrı…
MoreArapça, ayırt, başkalık alameti, ayırmak, seçilmek gibi mânâları vardır. Tasavvufî olarak “senden alınana cem, sana verilene fark” denir. Çoklukta birliği, birlikte çokluğu, herhangi bir karşılıklı engelleme olmadan görmek demektir. Yine bir tarife…
MoreArapça, geçici, ölümlü, bitici, sonlu, tükenen gibi mânâlara gelir. Tasavvufta ise, Hak ile bakî olmaktan dolayı, bir şeyi kalmayan kişidir. Fenaya eren kişi, Hâk’tan başkası ile müşahede etmediği için, farklılıklar onda bir…
MoreArapça uğur, meymenet gibi anlamlan olan bir kelimedir. Bundan türemiş mütefâil kelimesi, iyimser (optimist) anlamına gelirken, zıddı olan müteşaim kelimesi de, kötümser (pessimist) mânasını ihtiva eder. Hayra yorma manasında kullanılan fal, kafayı…
MoreArapça, mala ihtiyacı olan kişi demektir. Fakir, fena fillâh makamındadır. Kişinin kendinde gördüğü her şeyi, kendine değil, Allah’a ait ve Allah tarafından olduğunu bilmesi ve bu bilinci kuvvetle taşır hâle gelmesidir. Bu…
MoreArapça, fakirlik, yoksulluk, ihtiyaçlılık gibi mânâları ifade eder. Varlıktan kurtulup, Allah’da fani olmaktır. Fakr, şerefli bir makamdır. Mutasavvıflara, fukara adı verilir. Zira onlar, mülklerden kendilerini boşaltmışlar, yani içlerinde mal-mülk sevgisi bırakmamışlardır. Fakrın…
MoreArapça, övünme, övünme vesilesi olan şey demektir. Çeşitli sayıda dilim (terk) li, Bektaşî tacının adıdır. Bu taç, yokluk ve fakr ifâde eder. Hz. Resûlullah (s)’ın “fakirlik Benim öğüncümdür, onunla öğünürüm” hadis-i şerifine…
MoreArapça, direkler demektir. Hiyerarşik veliler silsilesi içerisinde yer alan bir zümre. Tekili veted’dir. Dört veliden oluşan evladın her biri, merkezinde bulundukları dört yönden birine nezaret ettikleri için, bu ismi alırlar. Her devirde…
MoreArapça velî kelimesinin çoğulu olup dostlar anlamını ifade eder. Hayatını nefis mücadelesi ile geçirerek, şeriatı takva boyutundaki inceliğiyle yaşayan, Hz Peygamber (s)’e tam anlamıyla uyan kaya gibi sert olmaktan kaçıp, toprak gibi…
MoreTasavvuf tarihinde vejeteryan diyet uygulayan sufiler vardı. Yine bunun gibi, yaz mevsimi nefsini körletmek üzere soğuk su içmeyenler de görülürdü. Bir küçük parça et yemenin, kalbi belli bir süre katılaştırdığı kanaatini taşıyan…
MoreEve dışarıdan içeri girmek, kapının eşiğinden atlamakla mümkündür. Dışarıdan içeriye girmekle, zahirden bâtına, dıştan içe ulaşıldığı dergâhtaki, evdeki olgun erlere, olgun şeyhlere ulaşıldığı, bu ulaşmaya da eşiğin sebep olduğu kaydedilir. Ulaştırdığı hedefin…
MoreArapça, sebepler anlamına çoğul bir kelime olup, tekili “sebeb” dir. Vesileler, vasıtalar, araçlar. Tasavvufta herşey Allah’a götüren bir sebep, O’nu gösteren bir âyettir. Araçlar, yani sebepler amaç haline getirilmediği sürece problem yoktur.…
MoreKaybolan bir şeyin, ardında bıraktığı iz, anlamında Arapça bir kelime. Şeyin varlığını gösterene denir. Nazardan men olunanın, eserle Cinsiyet bulacağı, eseri yok edenin de zikirle Jiletleneceği söylenir. Bu, aklî cedel mantığına yönelmeyen,…
MoreArapça “ben” zamiridir. Ben (ene) demese de konuşanın sözü ben (ene) dir. Nahnü (biz) zamiri için de, aynı durum geçerlidir. Bununla, konuşanın fiillerden soyulmuş olma durumu kastedilir.…
More“Ben Hakk’ım” anlamında bir ifade olup Hallâc-ı Mansur tarafından söylenmiştir. Erzurumlu İ. Hakkı’nın ifade ettiği gibi; “Söyleyen Nasır (yani Allah) idi. Mansur Andan tercüman olur” şeklinde anlaşılmalıdır. O’nun, bu sözü Hakk’tan rivâyeten…
MoreArapça. İç, öz, gizli gibi anlamları vardır. Dış anlamına gelen zahir kelimesinin zıddıdır. el-Bâtın, Allah’ın güzel isimlerinden biridir. Alemin tümü Hak’tır. Zuhuru da âlemden ibarettir. Allah, bu âleme göre zâtı itibariyle el-Bâtın’dır.…
MoreArapça, hakikat olmayan şey mânâsına gelir. Yani esassız, boş şey demektir. Tasavvuf ıstılahında Hak’dan gayrı, adem olan mâsivâ demektir. Sûfîler bâtılı inkâr etmezler. Yani batıl vakıa olarak daima vardır ve olagelmiştir, şeklinde…
More

