Hayaları dip kısmından keserek hadım etme anlamında Arapça bir kelime. Son derece az da olsa, bazı tasavvuf erbabının kendilerini, nefs tehlikesinden emin olmak üzere, iğdiş etme hatasına düştüğü kaydedilir. Bu, İslâm’ın ruhuna…
MoreFarsça. Gönül, ruh gibi manalara gelir. Dervişler için kullanılan bir Mevlevî ıstılahıdır. Kabul olunmak üzere gelen yeni dervişlere, Mevleviler can derler. Can; Mevlevî ana tekkesinde, üç gün Saka Postu’nda oturur, orada kalıp…
MoreSûfînin arzuladığı vuslata kavuştuğu menzilin adı. Bu, gayb âleminde yer alan büyük bir şehir olarak tavsif edilir, batı tarafındadır. Rivayete göre bin kapılıdır.…
MoreFarsça büyükler demektir. Nakşibendiyye tâbiridir. Kâmil mürşidlere, sohbette gönüllere hayat veren, diliyle cevherler saçan ariflere “büzürgân” denir. Bu tâbir “ekâbir” yerine de kullanılırdı: Büzürgân-ı erbâb-ı tarikat (Tarikat erbabının büyükleri) gibi.…
MoreArapça ağlamak anlamına bir kelime. İlk dönem sûfileri Bekkâûn (ağlayanlar) diye anılmışlardır. Ağlama; günah, Allah korkusu, Allah’tan ayrı kalma veya sevgi sebebiyle olur. Kur’an -ı Kerim’de Allah’ın âyetlerini duyan gerçek müminlerin hemen…
MoreHz. Peygamber (s)’i Miraç gecesi taşıyan hayvan. Kur’an-ı Kerim’de adı geçmemektedir. Burak anatomik yapısı itibariyle Katır’dan küçük, eşekten büyüktür, rengi beyazdır. O cennet hayvanlarındandır. İki kanatlıdır. Bunlar sayesinde, bir adımda gözün görebildiği…
MoreArapça, cimrilik anlamına gelen bir ifade. Bu bir nefis hastalığıdır. Bir kimse kendi malından cimrilik yaparsa buna “buhl”, bir başkasının malından yaparsa buna da “şuhh” denir. Hz. Peygamber (s) bir hadislerinde “şuh…
MoreEskiden kullanılan başlık. Fes, takke ve benzeri başlıklara sarık sarmak suretiyle ilim adamları sınıfının giydiği bir giyim formu idi. İçi boş manasına kof ve kav kelimelerinden, başa giyilen bir başlık diye de…
MoreArapça’da büyük köprüye kantara denir. Dünya, kişiyi âhirete ulaştıran bir köprü durumundadır. Âl-i imran Suresi’nin 14 ve 15. âyetleri, dünya ve âhiret kıyaslamasını yapar ve hangisinin daha önemli olduğunu açıklarken orada şu…
MoreArapça, iki ayrı kelime, “evet, dediler” manasına gelir. Bu ifade, Kur’ân-ı Kerim’deki A’raf Suresi’nin 172. âyetlerinde yer alır: “Kıyamet gününde, biz bundan habersizdik, demeyesiniz diye, Rabbin ademoğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini aldı, onları…
MoreFarsça bir kelimedir. Dünya ile alâkasını kesip Allah’a yönelen kimselere denir. Bunların özelliği, laubali meşrep, lâkayd, mücerred ve fakir olmalarıdır. Kalenderiyye tarikatına mensup olanlara kalender denir. Bektaşîlerde derviş olmaya ikrar veren, fakat…
MoreArapça, kesmek, budamak masdarından türemiş bir kelime olup kalem, makas, yazı, kumar oku ve stil gibi manaları içerir. Tasavvufta ilm-i tafsîl-i ilâhîye ve kelimelerin şekillerini çıkarmaya vasıta olan ruha, kalem denir. Tehânevî,…
MoreArapça, bir şeyin altını üstüne getirmek, çevirmek, vs. gibi anlamları ihtiva eden bir kelimedir. Biyolojik ve anatomik olarak insan göğsünün sol tarafında bulunan çam kozalağına benzeyen bir et parçasıdır. Ana rahminde, insan…
MoreArapça, mahvetmek, ezmek anlamlarında bir kelime. Mukabili lütûf’tur. Nefsi, Allah’ın yardımı ile ezmek, dizginleyip ona galip gelmek. Allah’ın tecellîleri, ya kahr sıfatıyla, ya da lütuf sıfatıyla olur. Olgun sûfiler, her iki tecellîyi…
MoreKâf, Kur’ân-ı Kerim’de ellinci surenin adıdır. Kur’ân-ı Kerim’in mukattââtındandır. Allah’ın isimlerinden birinin “Kâf” olduğu söylenir. Kudret sahibi anlamına geldiğini söyleyenler olduğu gibi, dünyayı çepeçevre kuşatan dağın adıdır diyenler de vardır. Bu dağın…
MoreOsmanlı döneminde, padişahlar Kadir gecesinde, teravihe, saray dolayındaki camilerden birine özel bir alayla giderlerdi. Bu tören hakkında Ata Tarihi yazarı şunları anlatır: “Kadir gecesinde alâ-yı vâlâ ile Ayasofya Cami-i şerifine azimet buyurulması…
MoreArapça, tutmayı ifâde eden bir kelimedir. Daralma, kapanma gibi manaları da vardır. Bu terim, bast ile birlikte kullanılır. Bu durumda kabz ve bast, sâlikte bulunan iki zıt hali anlatır. Biri emin olunan…
MoreYer yüzünde Allah’a ibâdet edilmek üzere inşâ olunan ilk mâ’bed. Vuslat makamı. Kalbin Hakk’a, sevgiliye, bembeyaz ihram giyerek, yani güzel huylarla süslenmiş olarak yönelmesi. Tasavvuf erbabına göre, iki türlü Ka’be söz konusudur:…
MoreArapça olan bu kelime Türkçe’de de aynı mânâda kullanılır, ifadeyi, dilin yardımcılığı olmadan bir başkasına haber vermek. İnce manalar içerdiği için konuşanın ibareyle açıklayamadığı şey. Manevî olgunlukta, zirve (cem) de iken işaret…
MoreArapça, yardım istemek demektir. “Meded yâ şeyh!” “Meded yâ Gavs!” diye maneviyat üstadlarından yardım isteme olayına istimdâd denir. Müridin başı dardadır “Meded” diye samimi bir şekilde yardım ister. Allah şayet dilerse bu…
MoreArapça, düzeltmek, bir şeyi doğrultmak demektir. Taate yapışmakla birlikte günahtan kaçınmak, istikametin hakikatini nebiler ve velilerin büyükleri bilir. Üç çeşit istikamet vardır: 1. Kelime-i Şehadet üzerine olan dil ile istikamet, 2. İrade…
MoreArapça açmak anlamına gelen bir kelime. Bu terim “Biz sana apaçık bir fetih nasib ettik” (Fetih/1), “Üzerlerine herşeyin kapısını açtık” (En’am/44), “Belki Allah fetih, ya da kendi katından bir iş getirir de,…
MoreArapça, yokluk, bulunmama, eksiklik gibi mânâları ihtiva eder. Tasavvuf ıstılahında ifade ettiği mânâ şudur : Kalbin, yaptığı müşahede sonucu, hissedilecek (mahsûs) leri hissedemez hale gelmesi. Yani, tat, renk, koku, ses vs. gibi…
MoreArapça, virdler demektir. Her vakit dil ve ağızda dolaşan söz. Tarikatların pirleri veya onlardan sonra gelen şeyhler tarafından düzenlenen virdler, müridler tarafından belli bir zamanda belli bir sayıda, bireysel veya toplu olarak…
MoreArapça, meyveler demektir. Ana isimler (aslî isimler)in toplanıp bir araya gelmelerinden birtakım başka isim ve mânâlar ortaya çıkar ki buna, esmar (meyveler) denir. Nikah da denilen, küllî esmâr beştir: İlâhî isimlerin içtimâi…
MoreArapça, benlik anlamında bir kelime. Kuldan ortaya çıkan her şeyin, kendisine dayandırıldığı gerçeğe “enâniyye” veya “enîniyye” denir. Bu izafete şu örnekler verilebilir: Nefsim, elim, ruhum vs. senin hakikatin ve bâtının, Hakk’ın gayrıdır.…
MoreArapça. Bir’i ifade eder. Sıfat ve isimlerin çok olmasına karşılık, Allah’ın zâtındaki Birlik, bu kelime ile ifade edilir. Cürcânî’nin ifadesi ile Bir’in taayyünlerindeki itibar, iskât ve isbat gözönüne alınmaksızın, zât’ın “O, odur”…
MoreArapça, fertler demektir. Rical olanlar için kullanılır, kutbun nazarının dışında olanlara efrad denilir. Bu gruba dahil olan ricalin sayısı iki, üç veya daha fazladır. Efrad, Allah tarafından memur oldukları hizmetleri yerine getirir.…
MoreEdeb, tasavvuf okulunda önemli bir husustur. Edeble davranma, canlıya, cansıza, insana, hayvana, her şeye, herkese yapılmalıdır. Mutasavvıflar cansız varlıklara, bir tür dirilik atfederler (pan-bioism). Bu sebeble, cansız varlıklara da edeb üzere davranırlar.…
MoreArapça, iyi ahlak, güzel terbiye, utanma, zarafet, usluluk, insanlara kavlen, fi’len güzel davranışta bulunmaktan ibarettir. Cürcanî’ye göre, hatanın her çeşidinden sakınmayı bilmektir. Edeb’den, şeriat, hizmet ve Hakk’ın edebi anlaşılır, ilki, dinin zahirine,…
More

