Tanrı Parçacığı Tanrının Varlığının Delili Olabilir Mi?

6 mins read

Nobel Ödüllü fizikçilerden Leon Lederman, 1993’te ilk kez yayımlanan “God Particle (Tanrı Parçacığı)” kitabında, Higgs Bozonu’na “Tanrı Parçacığı” takma adını verdiğini söyledi. Bu parçacığın, fizik açısından çok önemli olmasına rağmen bir türlü deneysel olarak doğrulanmamasına dikkat çekerek ve çıkardığı dertler ile açtığı masraf-lar nedeniyle “Tanrı’nın Cezası Parçacık” ismini almayı da hak etmesine rağmen yayıncının bu ismi kabul etmeyeceğini söyleyerek, bu adı takma sebe-bini açıkladı.8 Daha sonra bu isim medyada “Higgs Bozonu”nun önüne de geçerek çok popüler oldu. Higgs, parçacığın bu ismi almasından memnun ol-madı ve dindarların rencide olabileceklerini söyle-yerek bu ismi eleştirdi.9 Diğer yandan birçok kişi, kendi ismini kısmen geri plana ittiği için bu isme karşı çıktığını düşündü. Kimilerine göre ise bu isim-lendirme, bilimsel bu konunun müthiş ilgi çekmesini tetiklediği için hayırlı oldu; kimilerine göre birçok yanlış anlayışı tetiklediği için zararlı oldu. Fizikçi-ler bu ifadeyi kullandıklarında (aslında daha çok “Higgs” ifadesini kullanırlar) ancak metafor olarak kullanıyor olsalar da literal anlamda kullandıkla-rına dair yanlış zan oldukça yaygınlaştı. Sonuçta bu ismin verilmesi; bu parçacığın-alanın fizik açı-sından çok temel özelliklere sahip olması, şakacılık, marketing gibi birçok unsurla ilişkili olsa da genel kanının aksine“Tanrı’nın varlığını veya yokluğunu ispat” gibi bir iddiayla ilişkisi yoktur.

Bu isimlendirme dışında bu parçacığın bulunma-sının Tanrı’nın varlığını ispatladığını veya Tanrı’yı gereksiz kıldığını söyleyen yorumlar da yanlış anla-maları çoğalttı. Bu parçacığın bulunuşunu Tanrı’nın ve Hıristiyanlığın lehinde bir durum olarak değer-lendiren şu yorum bunlara bir örnektir:

Eğer ki bir Hıristiyan isen, Higgs Bozonu ile ilgili haberleri mutlulukla karşılıyorsundur, çünkü bu haberler, zaten şahsen deneyimlediğin gerçek-liği tasdik ediyorlar: Bir Tanrı’nın var olduğunu ve Tanrı ile İsa Mesih’e inanmak suretiyle bir ilişki ku-rabileceğini.

Bu parçacıkla-alanla kütle kazanmanın mekaniz-masının evrendeki tasarımı gösterdiği gibi bir yakla-şımla, bu parçacığın bulunmasını tasarım delili açı-sından kullanmak isteyen teist düşünürler olabilir. Fakat evrendeki hassas ayarlar ile ilgili veriler zaten çok olduğu ve bu tartışma daha ziyade çok-evrenler teorileriyle evrenin tasarlandığı fikrine karşı çıkı-lıp çıkılmayacağı gibi hususlar üzerinden yapıldığı için bu parçacık bu yönüyle gündeme pek gelme-miştir. Bu parçacığın “Tanrı’nın varlığını ispatla-dığı” söylendiği durumlarda ise yukarıdaki alıntıda olduğu gibi temelsiz, daha ziyade retoriksel yakla-şımlar sergilenmiştir.

Diğer yandan “Tanrı Parçacığı”nın bulunma-sıyla standart modelin tamamlandığını ve Tanrı’nın varlığına ihtiyaç kalmadığını söyleyenler de oldu. Örneğin internette şöyle bir cümle yaygınlaştı: “4 Temmuz 2012 tarihi itibariyle, Tanrı tamamen gereksiz olmuştur.” Öncelikle standart modelin ev-renimizle ilgili tüm bilgiyi sunmadığını, örneğin yer çekimi kuvvetini bu modelin açıklayamadığını belirtmeliyiz (ilerleyen sayfalarda modern fiziğin eksikliklerini ve genelde bilimin sınırlarını ele ala-cağız). Fakat bu tip iddialarda asıl dikkat edilmesi gerekli temel yanlış, din felsefesi açısından önemli bir konu olduğunu düşündüğümüz ve yanlış spekü-lasyonların en önemli kaynaklarından olan “Boş-lukların Tanrısı” (God of the gaps) yaklaşımlarıyla ilgilidir. “Boşlukların Tanrısı” yaklaşımlarını ileri sürenler, teistlerin Tanrı’nın varlığı konusundaki yegâne dayanaklarının evren ve canlılar konusunda bilinmeyen hususlar olduğunu, bu bilinmeyen boş-lukları Tanrı ile doldurduklarını, dolayısıyla boşluk kalmazsa Tanrı’ya gerek kalmayacağını düşünmek-tedirler. Gerçekten de bazı teistler, “Bak kalbin nasıl attığını bilmiyoruz, demek ki Tanrı kalbi yapmış” veya “Yıldızların ışığının nasıl üretildiğini bilmi-yoruz, demek ki Tanrı yıldızları yapmış” gibi yak-laşımlar göstermişlerdir. Fakat Tanrı’nın varlığıyla ilgili argümanlar ileri süren günümüzün teist felse-fecilerinin ve teologlarının hemen hiçbiri “Boşlukların Tanrısı” yaklaşımlarını benimsememektedirler. Günümüzde ileri sürülen kozmolojik delillerin veya tasarım delillerinin hepsi modern bilimin sunduğu verilere dayandırılmaktadır; evren konusundaki cehaletimize değil.

Bu yüzden “Tanrı Parçacığı”nın bulunmasıyla bir boşluğun daha tamamlandığını, böylece Tanrı’nın varlığının gereksiz olduğunu veya Tanrı’ya ihtiya-cın azaldığını söyleyenler; çok sık tekrarlanan man-tık hatalarından biri olan ve mantık literatüründe “korkuluk hatası” (straw man fallacy) olarak anılan hatayı işlemektedirler. “Korkuluk hatası”nı işleyen-ler, karşıt görüşün gerçek fikrini göz ardı etmekte, onun yerine karşıt görüşün kötü veya abartılı bir ör-neğine karşı -gerçek pozisyonmuş gibi- eleştirilerini yöneltmektedirler. “Boşlukların Tanrısı” yaklaşım-larını teizmin gerçek pozisyonu gibi gösterip “kor-kuluk hatasını” işleyenlerin içinde Stephen Hawking gibi ünlü bilim insanları da vardır.14 Burada dikkat edilmesi gerekli önemli bir husus, fizikçilerin, her ifadelerinin fizikle ilgili olmadığıdır; Fizikçiler kimi zaman evren veya madde üzerine konuşurken fel-sefe veya teoloji gibi alanlara geçmekte, fakat kişi-leri söylediklerinden ziyade akademik kimlikleriyle değerlendirenler, birçok zaman, bu geçişi anlayama-makta ve bu söylenenleri bilimin deneysel ve göz-lemsel verileriyle karıştırabilmektedirler.

“Tanrı Parçacığı”nın bulunmasıyla, Tanrı’nın varlığı veya yokluğu lehinde bir durum oluşmadı-ğını şuradan da anlayabiliriz: 1964’de bu parçacı-ğın-alanın varlığı teorik olarak ileri sürülmüştür ve bu parçacık kadar popüler olmasalar da alterna-tif bazı kütle verici fiziksel mekanizmaların varlığı da ifade edilmiştir. Fakat bu tarihten önceki veya sonraki, teist ve ateist fizikçilerin, filozofların ve teologların tutumlarını incelediğimizde; bu parça-cığın var mı yok mu olduğu hususunda, teistler bir tarafta ateistler bir tarafta şeklinde bir bölünmeye rastlamıyoruz. Eğer bu parçacığın varlığı Tanrı’nın varlığı veya yokluğu lehinde bir delil niteliğinde ol-saydı böylesi bir bölünmeyi bekleyebilirdik. Nitekim evrenin başlangıcı olup olmadığı konusunda bilim-sel veriler açığa çıkmadan önce; teistlerin evrenin başlangıcı olması gerektiğini, ateistlerin ise evrenin ezeli olduğunu söylediği böylesi bir bölünme göz-lemlenmişti. Böylece bu hususta -bazı istisnalara rağmen- belirgin bir bölünmeye rastlanmıştı.15 Fa-kat “Tanrı Parçacığı” üzerinden böyle bir bölünme-nin yaşanmaması, bu parçacığın Tanrı’nın varlığını veya yokluğunu ispat eden bir delil olmadığının de-lillerinden biridir.

Caner Taslaman

Rate this post
Haber Oku
Tidings Globe