Peygamberler Allahın Özel Görev Verdiği Kullarıdır

3 mins read

“Biz bunu son dinde (en son dinî inanışlarda) duymadık. Bu ancak bir uydurmadır. O zikir (Kur’an) içimizden ona mı indirildi? Hayır, onlar benim Zikrimden (Kur’an’dan) şüphe içindedirler. Hayır, henüz azabımı tatmadılar.” (Sâd, 38/7-8)

Peygamberlerin hepsi de birer temiz fıtrat timsali, yüksek ahlak örneği, iffet ve namus abidesi, emniyet kahramanı ve sadakat numunesidirler. Bunlar, üstün karakterleri, ciddî tavırları, hep güven vaat eden hâlleri, değişmeyen doğrulukları ile her zaman parmakla gösterilen örnek insanlar olmuşlardır.

Bütün bu kabiliyetlerine rağmen peygamberler de tıpkı bizim gibi birer beşerdirler. Evet, onlar da bizim gibi insandırlar. Bizlerden en önemli farkları, iman ve kullukta zirve olmaları ve Allah’tan aldıkları görevi insanlara duyurup, onlarla yüce Allah arasındaki engelleri bertaraf etmeleridir. Ayrıca onlar daima ilahî gözetimin kontrolü altında bulunurlar.

Dünya ve ahiret ile ilgili en sağlam bilgileri sadece ve sadece bu Hak Elçileri’nin sundukları mesajlarda bulabiliriz. Eğer onlar olmasaydı, karanlıkta el yordamıyla yürüyen ve her zaman bir duvara çarpması ya da uçurumdan aşağı düşmesi beklenen bir insana benzerdik. İşte bu nedenle yüce Allah bizi dünyada yalnız ve sahipsiz bırakmamış, peygamberleri aracılığıyla bize dünya ve ahiret mutluluğunun yollarını göstermiştir.

Allah’ın biz kullarına önemli bir lütfu ve ikramı olan peygamberler, yine de bazıla-rı tarafından kabul görmemiş ve onlara karşı çıkmışlardır. Bu insanlar peygamberlere karşı çıkarlarken bazı gerekçeler ileri sürmüşlerdir. Kur’an’da bunlara uzun uzun değinilmiş ve inanmayanların içine düştükleri hatadan vazgeçmeleri emredilmiştir.

Mesela, inanmayanlar, peygamberleri yalancılıkla itham edememişler ama sade-ce “sihirbaz, şâir, mecnun” yakıştırmalarında bulunmuşlardır. Yine peygamberlerin gösterdikleri mucizeleri inkâr edememişler fakat “sihir” diyerek gölgelemeye çalış-mışlardır. Hz. İsa’nın gösterdiği onca mucizeye karşın, yine de ona inanmamışlardır:

“…Hani benim iznimle ölüleri de (hayata) çıkarıyordun. Hani sen, İsrailoğullarına açık mucizeler getirdiğin zaman ben seni onlardan kurtarmıştım da onlardan inkâr edenler bu (başka değil) ancak açık bir büyüdür, demişlerdi.”

Aynı şekilde Hz. Peygamber (s.a.s)’in en büyük mucizesi olan Kur’an’ın bir ben-zerinin getirilemeyeceğini kabul etmek zorunda kalmışlar, buna rağmen yine de inanmayıp Kur’an’ı “sihir” diye nitelemişlerdir:

“(Ey Muhammed!) Eğer sana kâğıda yazılı bir kitap indirseydik, onlar da elleriyle ona dokunsalardı, yine o inkâr edenler, ‘Bu apaçık büyüden başka bir şey değildir.’ diyecekler-di.”

Peygamberlere inanmayanların bir diğer mazeretleri ise, Peygamberlik makamı-nın kendi istedikleri bazı kişilere verilmesini arzu etmeleridir. Bunlar Peygamberlik müessesesini inkâr etmeseler de, kibir ve gururlarına yediremeyip “neden eşraftan falana verilmedi de bir yetime verildi” diye kendilerince sözde mazeret beyan edi-yorlardı.

“Dediler ki: ‘Bu ne biçim peygamber ki yemek yer, çarşıda, pazarda dolaşır. Ona bir melek indirilseydi de bu onunla beraber bir uyarıcı olsaydı ya!”

Şunu bilelim ki, Peygamberlik çalışılarak, uğraşarak elde edilecek bir makam değildir. Ancak yüce Allah tarafından dilediği kimseye verilen bir rütbedir. Bakınız ayette bu husus nasıl açıklanıyor:

“Onlara bir ayet geldiği zaman, Allah’ın peygamberlerine verilenin aynısı bize de ve-rilmedikçe iman etmeyiz, derler. Allah, peygamberlik görevini kime ve nereye vereceğini daha iyi bilir.”

Buna göre, peygamberlik kesbî (çalışıp uğraşarak elde edilen bir rütbe) değil vehbîdir (İlahi bir lütuftur). Dolayısıyla Allah’ın peygamberleri arasında ırk, dil, coğrafya gözetmeden hepsine de inanmamız gerekir. Çünkü bütün peygamberlerin ve insanların aslı birdir, o da Âdem ile Havva’dır (Ebu Davud, “Edeb”, 120).

Rate this post
Haber Oku
Tidings Globe