Sema tekbir nedir?
Şeyh tarafından sikkenin yeni müridin başına, tekbirle giydirilmesi. Mevlevîliğin önemli âdetlerinden biri idi. Yeni mürid, mutfak işi ve meşkle meşgul olurdu.
Şeyh tarafından sikkenin yeni müridin başına, tekbirle giydirilmesi. Mevlevîliğin önemli âdetlerinden biri idi. Yeni mürid, mutfak işi ve meşkle meşgul olurdu.
Farsça, sema vuran, yani sema eden, demektir. Sema eden dervişlere, sema-zen denir. Sema’ yapmayı öğrenmek isteyen derviş, sağ avucuna biraz tuz alır, saygılı bir şekilde sema tahtasına gelir. Önce baş keserek, içli bir niyaz arzeder. Daha sonra, sol dizini büküp çökerek çiviyi öper, avucundaki tuzu, çivinin etrafına serper, sonra da, ayağa kalkıp, tekrar baş keserek sema tahtasının üzerine çıkar; çiviyi, sol ayağının başparmağı ile ikinci parmağının arasına takıp, sağ kolu üstte olmak üzere, kollarını göğsünün üstüne çaprazlama bağlayarak, avuçlarıyla omuz başlarını tutar. Sağ ayağını geriye iterek, sol ayağı üzerinde, dönmeye başlardı. Bu yeni öğrenci (Mübtedi)’ye birinci gün, üç; ikinci gün, beş çark attırılır, (yani döndürülür). İlk meşkler, ayaklar, çiviye takılı olarak yapılırken, sonraki aşamalarda kol açmak, direk tutmak, hiç şaşmadan ilerlemek gibi usûller öğretilir. Başarı sağladıktan sonra, eğitim yeri, matbahtaki meşk yerinden, “Semahane” ye kaydırılır. Burada, eteklerin hızlı semâ ile şemsiye gibi açılması öğretilir. Eğitim sonunda, semazen başı mübtediyi sıkı bir sınavdan geçirir, başarılı olma durumunda da, sonuç Şeyh Efendiye arzedilir. Şeyh de sınavı geçen bu dervişe, bir mukabele günü, öğle namazından önce “Mübtedi Mukabelesi” yaptırarak, onu semazenler arasına sokar. Tahir Olgun, Feridun Nafîz, Şair İsmet devrin önemli semazenlerindendir.
Tennure, bend-i hâle-i envâr-ı aşk olub,
Mâh-ı sipihr-i mihr-i vefadır semazen
Avnî
TSK’da uzun yıllar çeşitli görevlerde bulunmuş ve hizmet etmiş generallerden olan Aytaç Yalman tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. 90’lı yıllarda sık sık gündeme gelen ve en son Ergenekon davası kapsamında adı anılan Aytaç Yalman’ın corona virüsten öldüğü ifade edildi. Aytaç Yalman kimdir? Aytaç Yalman neden öldü? Detaylar haberimizde.
Aytaç Yalman 1960 yılında Kara Harp Okulundan, 1961 yılında Piyade Okulu’ndan, 1971 yılında Kara Harp Akademisi’nden ve son olarak 1976 yılında da Silahlı Kuvvetler Akademisi’nden mezun olmuştur. 1961 ve 1976 arası arasında Kara Kuvvetleri’nin çeşitli birliklerinde Takım ve Bölük komutanlıkları ile Karargâh Subaylığı ve Kurmay Başkanlıkları görevlerinde bulunmuştur. 1976 ve 1980 yılları arasında Silahlı Kuvvetler Akademisinde Öğretim Üyesi, 1980 ve 1982 yılları arasında iseEge Ordusu ve Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanı olarak görev yapmıştır.
Aytaç Yalman 1982 ve 1983 yılları arasında 50. Piyade Alay Komutanlığı görevini yerine getirmiştir. 1983 ve 1985 yılları arasında Kara Harp Akademisi, 1985 ve 1986 yılları arasında ise Kara Harp Okulu Öğretim Başkanlığı görevlerinde bulunmuştur. 1986 yılında Tuğgeneral rütbesine terfi eden Aytaç Yalman, bu rütbede Kara Harp Okulu Komutan Yardımcılığı’na, 1987 yılında da 39. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı’na atandı, 1990 yılında ise Tümgeneral rütbesine terfi etti.
1990-1993 yılları arasında Kara Kuvvetleri Personel Daire Başkanlığı yapan Aytaç Yalman, 1993 ve 1994 yılları arasında Piyade Okul Komutanlığı yapmıştır. Aytaç Yalman aynı yıl Korgeneral rütbesine terfi etti ve Kara Kuvvetleri Denetleme ve Değerlendirme Başkanlığı görevine atanmıştır. 1995 ve 1998 yılları arasında Adana’da bulunan 6. Kolordu Komutanlığı görevini yürütmüştür. 1998 yılında Orgeneral rütbesine terfi ederek 2. Ordu Komutanlığına atanan Aytaç Yalman, 1998 yılında Suriye ile yaşanan kriz sonrası 20 Ekim 1998 tarihinden itibaren Adana Mutabakatı sonucunda Türkiye Cumhuriyeti adına Türkiye-Suriye güvenlik ilişkilerini yürütmüştür. 24 Ağustos 2000 tarihinde Jandarma Genel Komutanlığı görevine atandı. 24 Ağustos 2002 tarihinde Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na atandı. 29 Ağustos 2004 tarihinde emekli oldu.
Sağlık sorunları nedeniyle 16 Mart 2020 günü Sağlık Bilimleri Üniversitesi Sultan Abdülhamid Han Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırılmış, hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen aynı gün hayatını kaybetmiştir. Gazeteci Saygı Öztürk, Aytaç Yalman’ın corona virüsten dolayı öldüğünü iddia etmişti. Son yapılan açıklamalara göre Aytaç Yalman’ın corona virüsten öldüğü açıklandı.
Türkiye Cumhuriyeti koronavirüs salgını nedeni ile aldığı önlemler yürüttüğü faaliyetler ile tüm dünyanın taktirini topluyor. Birçok ülkede hastaneler perişan vaziyetteyken, karantina altında olan insanların durumu içler acısı iken devletimizin yaptıkları büyük bir erdem ve sosyal devlet örneğidir. Karantina altında bulunan vatandaşlarımızın bütün ihtiyaçları devlet tarafından karşılanıyor. Devlet karantina altında bulunan vatandaşlarımızın tüm ihtiyaçlarını incelikli bir şekilde düşünerek karşılıyor.
Özellikle Twitter ve Facebook gibi sosyal medya platformlarında devletimizin karantina altında bulunan vatandaşlarımıza verdiği destek anlatılıyor ve paylaşımlar yapılır. Son olarak yapılan paylaşımlarda devletimiz tarafından en ince ayrıntısına kadar düşünülerek vatandaşlarımızın ihtiyaçlarının karşılandığı görülüyor
DEVLETİMİZİN YAPTIĞI TEMEL YARDIMLARIN LİSTESİ
Büyük boy havlu
Küçük boy havlu
3 adet atlet
3 adet boxer
3 adet çorap
Diş fırçası
Diş macunu
Şampuan
Sabun
Terlik

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Koronavirüsle Mücadele Eşgüdüm Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, “Şayet önümüzdeki birkaç haftalık dönemi iyi yönetir, milletimizi iyi bilgilendirir, hastalığı sıkı bir şekilde kontrol altında tutabilirsek umduğumuzun da ötesinde güzel bir tablo bizi bekliyor” dedi.
Toplantı öncesinde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, toplantının ardından yapacakları millete sesleniş mahiyetindeki açıklamada, bu hastalığın dünyadaki ve Türkiye’deki sürecini detaylı bir şekilde anlatacaklarını belirtti.
“ÇİN’DEKİ SALGIN DÖNEMİ TÜM DÜNYAYI ÜRETİM KONUSUNDA ALTERNATİFLER ARAMAYA İTMİŞTİR”
Önümüzdeki dönem için alınacak tedbirlerin müzakeresine ağırlık vereceklerini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugüne kadar hastalığın kontrol altında tutulmasıyla ilgili sağlık önlemleri ve diğer tedbirleri peyderpey hayata geçirdiklerini, geçirmeye de devam ettiklerini söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, gönüllü veya zorunlu karantina uygulamaları sebebiyle günlük hayatı âdeta durma noktasına getiren böyle bir sürecin pek çok boyutu yanında, ciddi ekonomik sonuçlarının da ortaya çıkacağına dikkati çekerek, “Türkiye olarak hem bu hastalığın salgın hâline dönüşmesini engelleme hem de üretimi, ticareti, istihdamı, ekonomiyi canlı tutma mecburiyetimiz var. Ülkemizin Ağustos 2018 yılında yaşadığımız kur, faiz, enflasyon saldırısının etkilerinden yeni yeni kurtulmaya, işlerin tekrar yoluna girmeye başladığı bir dönemde ipin ucunu asla bırakamayız” dedi.
Kovid-19 ile mücadele ederken sanayisi ve ticaretiyle tüm ekonominin çarklarının dönmeye devam etmesini sağlamanın kolay olmadığına vurgu yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bunun için devlete düşen görevler yanında, özel sektörün de yerine getirmesi gereken sorumlulukları olduğunu hatırlattı.
“İnşallah bugün burada alacağımız kararlarla bu zoru birlikte başaracağız” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Ülkemizi sağ salim bu süreçten çıkardığımızda önümüzde eskisinden çok daha büyük fırsatların bizi beklediğini şimdiden görebiliyoruz. Tabii burada bir taraftan sabır, bir diğer taraftan dua ile biz bu süreci aşacağımıza inanıyorum. Çin’deki salgın dönemi Avrupa başta olmak üzere tüm dünyayı üretim konusunda alternatifler aramaya itmiştir. Üretimde alternatif denince de ilk akla gelen yerlerden biri Türkiye olmaktadır. Ayrıca, virüs salgını ve petrol fiyatlarının düşüşüyle bağlantılı olarak finans alanında yaşanan gelişmeler de ülkemize ilave avantajlar sağlayacaktır. Şayet önümüzdeki birkaç haftalık dönemi iyi yönetir, milletimizi iyi bilgilendirir, hastalığı sıkı bir şekilde kontrol altında tutabilirsek umduğumuzun da ötesinde güzel bir tablo bizi bekliyor. Önemli olan hastalığın bizi yenmesine fırsat vermeden, bizim hem tıbbi olarak virüsün hem de bunun psikolojik ve ekonomik etkilerinin üstesinden gelebilecek dirayeti ortaya koyabilmemizdir. Bu konuda ben sizlere güveniyorum ve bunu birlikte aşacağımıza da inanıyorum.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, dün Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Almanya Şansölyesi Angela Merkel ve İngiltere Başbakanı Boris Johnson ile dörtlü bir video konferans gerçekleştirdiklerini anımsatarak, “Bu video konferansla da sadece bu virüs olayını değil, çünkü onlarda şöyle bir değerlendirmeyi yaptığımızda en iyi konumda şu anda biz gözüküyoruz, bizim ardımızdan Almanya gözüküyor, ama İngiltere ve öbür tarafta Fransa’nın durumu bizimle mukayese edilmeyecek derecede olumsuz” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, video konferansta bölgedeki gelişmeleri, İdlib konusunu, Barış Pınarı konusunu da görüştüklerini bildirdi.
Koronavirüsle ilgili alınacak kararların Türkiye ve ekonomi için hayırlara vesile olmasını dileyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının ardından, süreci yöneten Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya söz verdi.
Toplantıya, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay ile Cumhurbaşkanlığı Kabinesi üyeleri, Cumhurbaşkanlığı Ekonomi ve Sağlık Politikaları kurulları üyeleri, kamu kurum ve kuruluşları yöneticileri ile sivil toplum kuruluşu temsilcileri katıldı.
Japonlar tarafından geliştirilmiş bir ilaç olan Favipiravir 2014 yılından itibaren Japonya’da ve bazı ülkelerde satılmaktaydı. T-705, Avigan veya favilavir olarakta bilinen bir ilaçtır. Toyama Chemical (Fujifilm grubu) tarafından birçok RNA virüsüne karşı aktivite ile geliştirilen bir antiviral ilaçtır.
Virüslerle mücadele de etkili bir ilaç olan Favipiravir’in yapılan denemelerde herhangi bir ters etki göstermediği gözlemlenmiştir. Corona virüsünün tedavisinde faydalı olduğu Çinli yetkililer tarafından resmi bir açıklama ile duyuruldu.
Diyabet kontrolü iyi olan diyabetlilerde cinsel yaşamda ve çocuk sahibi olmada sorun yaşanmamaktadır. Fakat metabolik kontrolü kötü olan uzun süreli diyabetlilerde tüm sistemlerde sorun olabileceği gibi cinsel yaşam ve çocuk sahibi olmaya yönelikte sorunlar yaşanabilir.
Tip 1 diyabetlilerde genelde diyabetik ayak görülmemektedir. Fakat ileri yaş tip 1 diyabetlilerde ve özellikte kan şekeri kontrolü kötü olan tip 1 diyabetlilerde görüldüğü bilinmektedir. Ayaklar her gün; kızarıklık, kesik, su toplaması açısından kontrol edilmelidir.
Ayaklar dış görünüm açısından kontrol edilmelidir. Ayaklar her gün ılık su ve sabunla yıkanmalıdır.
Ayaklar yıkanırken asla sıcak su kullanılmamalıdır.
Ayaklar, özellikle parmak araları yumuşak bir havlu ile nazikçe kurulanmalıdır.
Yumuşatıcı ve nemlendirici bir losyon ya da merhem kullanılarak cilt yumuşatılmalıdır. Ayak parmaklarının arasına losyon sürülmemelidir.
Ayak tırnakları banyodan sonra yumuşak iken düz olarak kesilmelidir, köşeleri daha derin alınmamalıdır. Kestikten sonra törpü ile pürüzsüz hale getirilmelidir.
Her zaman temiz, ayağı sıkmayan, açık renk ve pamuklu çoraplar giyilmelidir.
Ayakkabıda taş, düğme, iğne gibi ayağı zedeleyebilecek yabancı cisimler olup olmadığı kontrol edilmelidir. Yeni ayakkabılar alışana kadar günde sadece 1-2 saat giyilmelidir.
Her zaman ayağa iyi oturan, rahat ve yumuşak ayakkabılar seçmeye özen gösterilmelidir. Ayaklarda oluşan sertlik ve nasırlar için mutlaka bir doktora başvurulmalıdır.
Evde bile çıplak ayakla dolaşılmamalıdır. Yüzerken ve plajda ayaklar korunmalıdır.
Burnu açık, öne doğru sivrilen, yüksek topuklu ayakkabılar, parmak arası sandaletler giyilmemelidir.
Yolculuk öncesi mutlaka sağlık kontrolü yaptırılmalıdır. Sağlık sigortası ile ilgili gerekli evraklar alınmalıdır.
Diyabet kimlik kartı, telefon numarası, adres ve doktorun ismi bulunan bir kart alınmalıdır. Yeterli miktarda tıbbi malzeme (insülin, iğne ucu, glukometre vb) alınmalıdır.
Uzun yolculuklarda uygun ve yeterli yiyecek alınmalıdır.
En fazla 2 saatte bir mola verilmeli ve kalkıp dolaşılmalıdır.
İnsülin, glukagon vb. bulunduğu çanta kesinlikle bagaja verilmemeli, bireyin yanında bulunmalıdır.
Dişler günde en az 2 kez ve 3 dakikadan az olmamak koşulu ile yumuşak bir diş fırçası ile fırçalanmalıdır. Dişler fırçalandıktan sonra günde bir kez diş ipi kullanılarak diş araları temizlenmelidir.
Diş fırçası 3 ayda bir yenisi ile değiştirilmelidir.
Her 6 ayda bir diş doktoruna gidilerek diş kontrolü yaptırılmalıdır.
Diş doktoruna gitmeden önce mutlaka kan şekeri kontrolü yapılmalıdır.
Diş tedavisinden önce zamanında ve dozunda insülin yapılmalıdır, doz atlanmamalıdır.
Mümkünse her gün ılık duş ve pH’ ı cilt yapısına uygun (pH 5.5) sabun kullanılarak banyo yapılmalıdır. Banyo sırasında tahriş edici uygulamalardan (kese kullanımı vb.) kaçınılmalıdır.
Cilt nemli iken nemlendirici losyon kullanılmalıdır.
Vücuttaki istenmeyen tüylerin temizliğinde yaralanmaya neden olabilecek jilet vb.
kullanılmamalı, tüy dökücü kremler tercih edilmelidir.
Ciltte kesik-çizik oluşmaması için kesici aletleri kullanırken dikkatli olunmalı, gerekirseeldiven kullanılmalıdır.
Kesik-sıyrık oluştuğunda sabun ve suyla yıkayıp üzeri kuru, steril bir bandaj ile örtülmeli, eğer kesik ya da sıyrıkta 4 saat içinde iyileşme belirtisi görülmezse (kızarıklık, şişlik, ağrı,sıcaklık) derhal sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.
Cilt doğrudan güneş ışığına maruz bırakılmamalı, mutlaka koruma faktörü yüksek güneş kremleri tercih edilmelidir.
Pamuklu iç çamaşırı kullanılmalıdır.
Bedensel ve ruhsal yönden iyi olmak için vücudumuzdaki tüm sistemlerin bir denge içerisinde çalışması gerekir. Bu dengenin bozulması haline hastalık denir. Diyabetli çocuk ve ergenler sağlıklı yaşıtlarına göre daha sık hasta olmazlar. Özellikle, metabolik kontrolü iyi olan diyabetlilerin (tedavi, beslenme ve egzersiz programına uyumlu bireylerin) hastalıklara karşı daha dirençli oldukları bilinmektedir. Metabolik kontrolü iyi olmayan diyabetli çocukta, infeksiyon riski artar ve daha hızlı yayılır.
İnfeksiyon vücudumuz için bir stres durumudur. Diyabetli bireylerde genellikle infeksiyon sırasında kan şekeri yükselir. Bilindiği gibi, insülin hormonu şekerin hücre içine girmesini ve metabolize olmasını sağlar, vücutta şeker yapımını engeller ve yağların parçalanmasını durdurarak keton yapımını önler. Oysa hafif seyreden hastalıkta bile, artan stres hormonları insüline karşıt etki gösterir ve karaciğerde şeker yapımını arttırarak dokuların şeker kullanımını azaltır. Bunun sonucunda kanda şeker düzeyi yükselir ve yağların parçalanması sonucu keton cisimciklerinin oluşmasına neden olur. Bu durumda kullanılmakta olan insülin dozu yetersiz kalır ve göreceli insülin eksikliği oluşur. Dolayısıyla diyabetli çocuklar,herhangi bir şekilde hastalandıklarında insülin ihtiyaçları artmaktadır. Hastalık süresince artan ihtiyaç yerine konulmaz ise, kan şekeri yüksek seyredebilir hatta ketoasidoz gelişebilir. İshal, kusma gibi durumlarda besin alınamadığı veya sindirilemediği için şeker düşebilir. Bu durumlarda, diyabetli çocuğun genel durumunun ve kan şekeri takibinin daha sık yapılması önemlidir. İnfeksiyon hastalıkları için önlem alınmaz ve gerekli tedavi uygulanmaz ise sonuç komaya kadar gidebilir.
Çok su içmek
Çok sık idrara çıkmak İdrar kaçırmak Ağız kuruluğu
Dudaklarda çatlama, kenarlarında yara oluşumu
Susuzluk hissi
Halsizlik ve yorgunluk
Dil üstünde beyaz tabaka
İdrar renginde koyulaşma, köpürme Görme bozukluğu (bulanık görme)
Açlık hissi, çok yemek yeme isteğine rağmen kilo kaybı Genital bölgede yanma, kaşıntı, mantar oluşumu
Ağızda çürük elma kokusu (aseton kokusu)
Yukarıdaki belirtilerin hepsi aynı anda olmayabilir. Başlangıçta en sık görülen belirtiler: Çok su içme ve çok idrara çıkmadır. Hiperglisemik kalınan süre uzadıkça ve kan şekeri değeri yükseldikçe diğer belirtiler de eklenir; müdahale edilmezse ağızda keton kokusu ve diyabetik koma gelişebilir.
Az veya hiç insülin yapmamak Bozuk insülin yapmak
Şiş bölgeye insülin yapmak (önce kan şekerinin yükselmesine, daha sonra egzersiz gibi uyaranla dolaşıma girerek düşmesine neden olur)
Düzensiz beslenmek, fazla besin tüketimi
Egzersiz yapmamak veya az egzersiz yapmak
Stres ve üzüntü
Hastalık Durumları
Diyabetli bir çocukta hiperglisemi, kan şekerinin çocuğun yaşına göre ideal kan şekeri değerinin üzerine çıkması olarak tanımlanabilir. Kan şekeri sınırları yaş
grubuna göre değişmekle birlikte, genellikle açlıkta 120 mg/ dl, toklukta ise 180
mg/dl’nin üstü yüksek olarak kabul edilir. Hiperglisemi önlem alınmaz ise hızla
1c
ilerleyip diyabetlinin komaya girmesine neden olabilir. Kan şekerinin yüksek olması ileri dönem komplikasyonların oluşmasına neden olacaktır.
Hiperglisemiyi tanımak ve tedavi etmek hem var olan durumu düzeltmek hemde gelecekteki komplikasyonları önlemek bakımından önemlidir.
Diyabetli çocukta kan şekeri yüksek seyrettiğinde çocuk/ergende yeniden diyabet belirtileri görülebilir.
Öğretmene bilgilendirme mektubu verilmelidir.
Okul idaresi ve öğretmen bilgilendirilmelidir.
Okul/kreşte gerekli malzemeler olmalı ve önlem alınmalıdır.
Beden eğitimi ve profesyonel sporda önlemler alınmalıdır.
İstekli öğretmenlere gerekirse eğitim verilmelidir.
Hipoglisemiden korunmanın en iyi yolu sık kan şekeri ölçümü ve her zaman hipoglisemiyi tedaviye hazır olmaktır. Aşağıda belirtilen hususlara dikkat etmek büyük önem taşır.
Öğün atlamayın ve zamanına dikkat edin. İnsülini banyodan sonra yapın.
Gece ek doz yapmak zorundaysanız daha düşük dozda yapın ve mutlaka ardından ek ara öğün yiyin.
Gece yatmadan önce güvenli şeker aralığında yatın.
Uyurken insülin yapmayın (öğün kaçırılabilir, doz karışabilir).
Egzersiz öncesinde, arasında ve sonrasında kan şekerinize bakın.
Egzersizden sonraki 24 saat boyunca hipoglisemi riski devam edebilir.
Hipoglisemi oluştuğunda yapılacakları, diyabetli çocuğun ailesi, öğretmeni, arkadaşları ve tüm yakın çevresi bilmelidir.
Beslenme, insülin ve egzersizin bir denge içerisinde olması hipoglisemiden korunmanın en temel tedavisidir.
Kişiden kişiye ya da aynı kişide zaman içinde değişiklik gösterebilir.
Açlık hissi
Alın, dudak üstü ve ensede soğuk terleme Renk solukluğu
Baş dönmesi
Ellerde ve ayaklarda titreme
Göz kararması
Dudak çevresinde uyuşma
Çarpıntı
Huzursuzluk, sinirlilik, hırçınlık
Davranış değişikliği
Nedensiz ağlama (Süt çocukluğu dönemi içim)
Algılama güçlüğü
Uyuklama hali
Uykuda kabus görme
Gözlerini bir noktaya dikme
Bayılma (havale geçirme, kasılma)
Gereğinden fazla insülin yapmak, Kas içine insülin yapmak,
İnsülinin beklenenden farklı bir zamanda etkisini göstermesi, Yanlış insülin tipi ve iğne ucunun kullanılması,
Ana veya ara öğünü gereğinden az yemek, geciktirmek, atlamak,
Fazla egzersiz yapmak (Ek öğün almadan ya da insülin dozunu azaltmadan),
Yemekten hemen sonra egzersiz yapmak,
Lipohipertrofi (Şiş bölgeden dolaşıma insülin geçişi), İnsülin uygulamasından hemen sonra banyo yapmak,
Stresin arttığı ya da stresin azaldığı durumlar (Tatil gibi), Sıcak ortam,
Alkol tüketimi (Ergenlerde hafif alkol alımı bile hipoglisemi yapabilir).
Diyabetli bir çocukta/ergende kan şekerinin 70 mg/dl’nin altına düşmesi hipoglisemi yani şeker düşüklüğü olarak tanımlanır. Hipoglisemi ile birlikte gelişen algılama güçlüğü ve halsizlik, hareket ve düşünme yeteneğini azaltır ve diyabetli yardıma ihtiyaç duyabilir. Bu nedenle diyabetli çocuk ve ergenlerin diyabetini saklamadan sosyal çevresi (aile, okul çalışanları, arkadaşları gibi) ile paylaşması önemlidir. Diyabetlinin yakın çevresinde olan bireylerin, hipoglisemi belirtilerini ve tedavisini çok iyi bilmeleri gerekmektedir.
Bazı bitki ve yiyeceklerin kan şekerini düşürdüğü bilgisi doğru değildir. O nedenle kan şekerini dengelemek için asla bu tarz uygulamalarda bulunulmamalıdır. Herhangi bir besinin veya bitkinin kan şekerini düşürebilmesi için insülin veya insülin salınımını arttırıcı bir madde içermesi gerekir. Ne yazık ki hiçbir bitki veya besin insülin veya insülin salgısını arttırıcı bir madde içermez.Bu konuda diyabet ekibinizin önerdiği tedavi dışında alternatif bir tedavi arayışına girmeyin.
Diyabetik veya light ürünler konusunda dikkatli olunmalıdır. Bazı besinlerin ambalajı üzerinde “şekersiz”, “şekeri azaltılmış”, “şeker katkısız” veya “şeker ilave
edilmemiştir” ibareleri bulunmaktadır. Bu ibarelerin bulunması o besinin sağlıklı besin olduğu veya serbestçe tüketilebilir olduğu anlamına gelmez. Besin etiketinde yer alan içindekiler kısmı mutlaka okunmalıdır. Besinin içindeki yağ miktarı, yağın türü, tuz miktarı gibi bilgilerde önemlidir. Bazı şeker katkısız veya şekeri azaltılmış besinler kalp sağlığının bozulmasına neden olabilen doymuş yağı fazla miktarda içerebilmektedir.
Diyet ürünleri yeterli ve dengeli beslenmeye katkıda bulunabilecek ürünler değildir. Daha ötesi diyet olmayan benzerlerine kıyasla daha fazla yağ ve enerji içerebilmektedir. Tüketilecek miktar bireylere göre farklılık gösterir. Bu nedenle diyetisyen danışmanlığı önemlidir.
Su başta olmak üzere, içecekler ve besinlerin içeriğinde bulunan görünür/görünmez su, “sıvı” olarak tanımlanır ve bireyin günlük sıvı gereksinimi, içtiği su ve içecekler ile yediği besinlerin içindeki su ile karşılanır. Yediğimiz besinlerin sindirimi, emilimi ve hücrelere taşınması, hücrelerde yaşam ve sağlık için gerekli biyokimyasal tepkilerin oluşması, metabolizma sonucu oluşan zararlı maddelerin taşınması ve atılması, vücut ısısının denetiminin sağlanması için yeterli miktarda su tüketimi önemlidir. Yaş gruplarına göre değişmekle birlikte çocuklara günlük ortalama 8-10 su bardağı “su” önerilmektedir.
Besinlerin pek çoğunun içinde bulunan sodyum, doğal yiyecek tuzu olarak adlandırılır. Sofra yada mutfak tuzunun da büyük bir bölümü sodyumdur. Sağlık açısından değerlendirildiğinde; sodyum organizmada sıvı dengesini sağlamada ve kan basıncının düzenlenmesinde rol oynar. Sağlıklı ve diyabet tanısı almış çocuk ve ergenlerin tuz gereksinimleri arasında bir fark yoktur. Ancak fazla tuz tüketiminin de yüksek kan basıncı (yüksek tansiyon) ile ilişkili olduğu daima dikkate alınmalıdır. Bunun için yemekleri pişirirken daha az tuz kullanılmalı ve yemeğin tadına bakılmadan tuz eklenmemelidir.
Karbonhidrat içeren besinlerin kan şekerini etkileme hızları diğer bir ifade ile “glisemik indeks” değerleri birbirinden farklıdır. Glisemik indeks; beyaz ekmek veya sofra şekerine kıyasla diğer bir besininin kan şekeri üzerine etkisini gösteren bir indekstir.
Şeker ve şeker içeren besinlerin glisemik indeksi yüksektir. Bu tür besinler kana daha hızla karışır ve kan şekerini hızlı yükseltir. Kana daha yavaş karışan diğer bir ifade ile glisemik indeksi düşük olan tam tahıl ekmeği, sebze, meyve, esmer pirinçten yapılmış pilav, makarna, kuru baklagiller gibi besinlerden porsiyon kontrolü yaparak tüketmek, kan şekeri kontrolünü kolaylaştırır.
Aynı miktarda karbonhidrat içerse bile farklı besinler farklı kan şekeri cevabı oluştururlar. Kuru baklagiller, meyve ve süt ürünlerinin glisemik indeksi karbonhidrat içeren diğer besinlerden daha düşüktür. Günlük beslenmede, yüksek glisemik indeksli besinler yerine düşük glisemik indeksli besinlerin uygun miktarlarda tüketilmesi, daha düşük kan şekeri yanıtı oluşturur. Bu nedenle diyabetli bireylere, beyaz ekmek, patates, pilav, muz gibi glisemik indeksi yüksek besinleri, aşırıya kaçmadan uygun miktarlarda tüketmeleri önerilir.
Besinler, içerdikleri besin ögelerinin tür ve miktarı yönünden farklıdır. Bazıları proteinden, bazıları karbonhidratlardan, bazıları vitaminler ve minerallerden zengin iken, diğer bazıları fakir olabilmektedir. İşte bu nedenlebesinler, içerikleri ve vücuttaki görevlerine göre 6 grupta toplanır. Aynı gruptaki besinler, birbirinin yerine geçebilir. Buna besin değişimi denir.
Et, Yumurta: Kırmızı et, tavuk, balık, hindi, yumurta ve peynir bu gruba girer. Bu besinler protein ve demirden zengindir. Kırmızı et yerine balık, tavuk ya da hindi yenilebilir. Çocukların ve ergenlerin her gün kendi avuç içi kadar et ile her gün veya gün aşırı bir adet yumurta tüketmeleri gerekir.
Ekmek, Tahıllar: Tüm ekmek çeşitleri, pilav, bulgur, makarna, şehriye, un ve bunlardan yapılmış yiyecekler, çorbalar, kuru fasulye, nohut gibi kuru baklagiller, patates gibi nişastalı sebzeler bu grubun en temel besinleridir.
Bu gruptaki yiyecekler temel enerji kaynağımızı oluşturur.
Sebzeler: Domates, salatalık, lahana, ıspanak, taze fasulye, kabak, patlıcan gibi tüm sebzeler bu gruba girer. Bileşimlerinin önemli kısmı sudur. Bu nedenle günlük enerji, yağ ve protein gereksinmesine çok az katkıda bulunurlar. Bunun yanında mineraller ve vitaminler bakımından zengindirler. Ayrıca posa içeriklerinden dolayı, tokluk hissi verir barsak hareketlerini artırırlar. Bu gruptaki besinlerden ana öğünlerde mutlaka tüketilmelidir.
Meyveler: Elma, armut, kivi, muz, portakal, çilek gibi tüm meyveler bu gruba girer. Meyveler, sebzeler gibi C vitamini başta olmak üzere bir çok vitamin, mineral ve posadan zengin besinlerdir. Ayrıca karbonhidrat (früktoz şekeri) içerikleri nedeniyle günlük enerjiye katkıda bulunurlar.
Yiyeceklerimizde bulunan besin ögeleri, kimyasal yapılarına ve vücuttaki işlevlerine göre 6 grupta toplanır. Bunlar karbonhidratlar, proteinler, yağlar, vitaminler, mineraller ve sudur. Karbonhidratlar, proteinler, yağlar vücudumuza enerji sağlayan besin ögeleridir. Örneğin 1 gram karbonhidrat 4 kalori, 1 gram protein 4 kalori, 1 gram yağ 9 kalori içerir.
Vitaminler, mineraller ve suyun enerjiye katkısı yoktur. Dengeli beslenme ilkeleri çerçevesinde besinlerle günlük alınan enerjinin %55-60’ı karbonhidratlardan, %12-15’i proteinlerden, %25-30’u yağlardan sağlanmalıdır.
Karbonhidrat: Kan şekeri düzeyini etkileyen en önemli besin ögesi karbonhidratlardır. Vücudumuz için başlıca enerji kaynağı olan karbonhidratlar; şekerler, oligosakkaritler ve polisakkaritler olarak sınıflandırılır. Tahıllar, nişastalı besinler, kuru baklagiller, süt, yoğurt, meyveler ve sebzeler karbonhidrat içeren besinlere örnek olarak verilebilir. Besinlerdeki karbonhidratlar sindirildikten sonra kana şekeri olarak geçer ve kan şekeri düzeylerini oluşturur.
Karbonhidratlar kadar olmasa da proteinlerin ve yağların da kan şekeri üzerine etkileri vardır. Yağ ve protein içeriği yüksek olan bir öğün, mide boşalma hızını yavaşlatır ve tokluk kan şekeri yükselmelerini geciktirebilir. Bu nedenle tüketilen besinlerin sadece karbonhidrat içeriğinin değil, protein ve yağ içeriklerinin de bilinmesi önemlidir.
Protein: Büyümeyi, vücut dokularının gelişmesini ve gerektiğinde onarılmasını sağlayan besin ögeleridir. Kırmızı et, balık, tavuk, yumurta, süt, yoğurt, peynir gibi hayvansal besinler ile, kuru baklagiller ve tahıllarda protein bulunur.
Yağ: Enerji içeriği en fazla olan besin grubudur. Tereyağı, margarinler gibi katı yağlar; zeytinyağı, ayçiçeği yağı, mısırözü yağı, soya yağı gibi sıvı yağlar; kaymak, krema, mayonez, salam, sucuk, pastırma gibi et
ürünleri; ceviz, fındık, fıstık, kabak çekirdeği, ayçekirdeği gibi kabuklu yemişler yağ içeriği yüksek besinlerdir.
Yağlar, oda ısısında katı sıvı olma durumlarına göre 2 grupta toplanırlar. Oda ısısında katı olan yağlara doymuş yağ denir. Tereyağı ve margarinler bu grupta yer alır. Oda ısısında sıvı olan yağlar, doymamış yağlar olarak bilinir. Zeytin yağı, ayçiçek, mısır özü ve soya yağları bu grupta yer alır.Günlük beslenmede yağların fazla tüketilmesi, şişmanlık, kalp-damar hastalıkları ve bazı kanser çeşitleri için risk faktörüdür. Bu nedenle yağların dikkatli tüketilmesi önerilir. Beslenmede yağları azaltabilmek için, yemeklere eklenen ve kahvaltıda tüketilen görünen yağ ile et, süt, yoğurt, peynir, yumurta, zeytin, ceviz, fındık gibi besinlerin bileşiminde bulunan görünmeyen yağların sınırlandırılması gerekir. Pişirme yöntemi olarak kızartma yerine tencerede, fırında, buharda, ızgarada pişmiş besinler, tam yağlı süt ürünleri yerine yarım yağlı ya da yağsız ürünler tercih edilir.
Vitamin ve Mineraller: Sebze ve meyveler başta olmak üzere tüm besinler çeşitli vitamin ve mineralleri içermektedir. Örneğin; portakal, mandalina, kivi gibi meyveler C vitamini için, süt, yoğurt, peynir kalsiyum
için, kırmızı et, yumurta demir ve B vitamini için iyi kaynaklardır. Yeterli ve dengeli beslenme ile vücudun
gereksinimi olan tüm vitamin ve mineraller karşılanmaktadır.
Posa: Besinlerin sindirilmeden vücuttan atılan kısmıdır. Sebzeler, meyveler, kuru baklagiller,tam tahıl ürünleri, kuru meyveler, kuru yemişler posa içeren besinlerdir. Temelde suda eriyebilen ve erimeyen olmak üzere 2 çeşit posa vardır. Birçok sebze, meyve, kuru baklagiller ile tahıllar suda eriyebilen posa içerir. Suda eriyebilen posamide boşalmasını geciktirir, karbonhidratların sindirimini yavaşlatarak kan şekeri düzeylerinin yükselmesini önler, kolesterol ve trigliserid düzeylerinin kontrolünü sağlar.
Posa tüketimini arttırmak için beyaz ekmek yerine tam tahıl ekmeği, yulaf ekmeği, çavdar ekmeği, pirinç veya makarna yerine bulgur, meyve suyu yerine meyve tüketilmelidir. Kabuğu ile yenilebilen meyvelerin kabuğu soyulmamalı, iyice yıkandıktan sonra kabuğu ile birlikte tüketilmelidir. Öğünlerde sebze yemeği veya salata yemeye özen gösterilmeli, haftada 2-3 kez kuru baklagil tüketilmelidir.
Açılmamış insülin flakon ve kartuşları son kullanım tarihine kadar buzdolabında 2º-8 ºC’de saklanabilir. Açılmış kartuş ve flakonlar oda ısısında tutulabilir, fakat güvenli ısı aralığı sağlanması zordur; bu nedenle buzdolabında tutulması önerilir. İnsülin açıldıktan sonra 28 güne kadar kullanılabilir. Kesinlikle dondurulmamalıdır. Isı kaynağından ve direk güneş ışığından ya da kuvvetli çalkalamadan hasar görebilir. İnsülin içinde küçük, beyaz partiküller; dibe çökme, tortulaşma, köpürme veya renk değişikliği olursa kullanılmamalıdır.
Diyabetli bireylerde insülin tedavisi normal fizyolojik insülin salınımını taklit edecek şekilde kullanılmaktadır. Farklı insülinler ve insülin tedavi seçenekleri bulunmaktadır. Seçilen tedavi rejimi diyabetlinin gereksinimlerine göre biçimlendirilmelidir. Tedavi rejimi aşağıdaki durumlar dikkate alınarak seçilmelidir:
Diyabetin tipi
Çocuğun yaşı
Çocuğun yaşam şekline uyumu (okul, dershane, sınav hazırlık dönemi vb.) Çocuğun normal yemek yeme ve egzersiz yapma alışkanlığı
Kendi kendine kan şekerini izleme becerisi ve uygulaması Kontrol sıklığı
Kan şekeri sonuçları
Sportif faaliyet ve oyun saatleri
Bireyselleştirilmiş kan şekeri hedefleri