Son dönem Osmanlı İmparatorluğu’nda ve cumhuriyetin ilk yıllarında etkisi görülen Birinci Ulusal Mîmarlık Akımı’nın önde gelen mîmarlarından biri olan Kemaleddin Bey, İstanbul Kadıköy’de bir bahriye subayının oğlu olarak dünyaya gelmiştir. İlköğrenimini İstanbul’da,…
MoreF. Şeker’in ifâdesiyle “Osmanlı Türklüğünün Cumhuriyet devrine yadigâr bıraktığı nerede ise yegâne temsilcisi” olan ve son Osmanlı münevveri olarak nitelendirebileceğimiz İbnülemin Mahmud Kemâl, edebiyatımızın ilk çeviri romanı olan Telemaque’ın mütercimi Sadrâzam Yusuf…
MoreHakkı Süha Gezgin’in “Edebiyâtımızda Hâmid neyse, mûsıkîmizde de Cemil odur. Hâmid nasıl Fuzûlî’den, Nedîm’den, Şeyh Gâlib’den topladıklarını dehâsının terkip teknesinde yoğurup yepyeni bir sanat yaratmışsa, Cemil de, Dede’lerin, Itrî’lerin, muazzam mîrâsından bambaşka…
Moreİstiklâl Marşı’mızın büyük şâiri Mehmed Âkif Bey, aslen Buharalı bir âilenin kızı olan Emine Şerif Hanım’la Arnavutluk’un İpek kasabasından Tahir Efendi’nin oğlu olarak İstanbul Fâtih’te dünyaya gelmiştir. Dört yaşında ilk mektep tahsiline…
MoreBirinci Ulusal Mimarlık Akımı’nın, Kemaleddin Bey ile birlikte en belirleyici ve önde gelen mimarlarından olan Vedat Tek, Türkiye’nin formel eğitim görmüş ilk mîmârı olarak bilinir. Birçok farklı vilayette vâlilik görevi yapmış Giritli…
MoreBalıkesir doğumlu olan Hüseyin Câhid, ilk ve orta öğrenimini Serez’de tamamlayıp 1893 – 1896 yıları arasında Mekteb-i Mülkiye’de okumuş, mezûniyetini tâkiben Maarif Nezâreti’nde beş yıl çeşitli kalemlerde çalıştıktan sonra, 1901 – 1908…
More19 asrın son çeyreğinde İslâm dünyâsında, bilhassa Rusya’daki Türkler arasında, dil, eğitim – öğretim ve dinî meselelerin yeni bir usûlle ve reformist bakış açısıyla ele alınmasını savunan ve Akçura’nın tâbiriyle “Şimal Türklüğünün…
MoreTürkçülüğün mihenk taşlarından, 19. asrın sonu ve 20. asrın başlarında ilim ve siyâset sâhasında büyük hizmetler îfâ etmiş bir mütefekkir ve târihçi olan Yusuf Akçura, Kazan’a göç eden Kırım Türklerinden aristokrat bir…
MoreTürk milliyetçiliğinin büyük mübeşşiri, 20. asrın ilk çeyreğinde Türk milletinin büyük hocası ve mezar taşında mukayyed olduğu gibi “büyük mürşid” Ziya Gökalp, Uriel Heyd’in ifâdesiyle “İran ve Arap topraklarına yakın sınır boylarında…
MoreBodrum’da doğan Neyzen Tevfik, çocukluğunda dinlediği saz şâirlerinin tesiriyle şiire yönelmiş ve yine ömrü boyunca elinden düşürmeyeceği neyin sesini de aynı çocukluk yıllarında Bodrum’daki Tepecik Kahvesi’nde duymuştur. Abisinden nakledildiğine göre, pehlivanlığa merak…
MoreBerkofça doğumlu Sami Çölgeçen, Bahriye Mektebi’ni bitirerek 1897’de güverte teğmeni oldu. Mezuniyetinden hemen sonra, Jön Türk faaliyetleriyle ilgisi dolayısıyla evvelâ idâm cezasına çarptırılmış, ardından pâdişâhın affıyla cezâsı Trablusgarp’a sürgün cezâsıyla değiştirilmiştir. 1898’de…
MorePâdişâhın özel gelir – giderlerinden, yâni şahsî hazinesinden sorumlu olan Ceyb-i Hümâyun kâtiplerinden Selanikli Mehmed Edip Beyin kızı Hâlide Edip, Üsküdar Amerikan Kız Koleji’nin ilk öğrencilerinden biri ve ilk Müslüman mezunu olarak…
MoreArapça men’, hacr ve nehy manasınadır, insandaki idrak kabiliyetine verilen addır. İslam’da dinin emirlerine uymak, yasaklarından kaçınmak için insanda akıl ve ergenlik şarttır. Eskilerin tarifiyle akıl, zatında maddeden mücerred, fiilinde maddeye bitişen…
MoreArapça, bağ, bağlama, akd etme, sözleşme vs. gibi manaları vardır. Akd, bazı sufilere göre, kalplerin yeminlerden olan kasıtları kazançlarıdır. Ayet : “Ey inananlar akidleri yerine getiriniz” (Maide/1) Yine bir ayet : “Lakin…
MoreArapça hal kelimesinin çoğuludur, haller demektir. İçinde bulunulan zaman veya durum demek olan hal, sûfiyye terimi olarak, kendiliğinden, kesbsiz kalbe doğan mana, cezbe, baygınlık, coşkunluk demektir. Makam ile hal arasında bazı farklar…
MoreArapça, hulk’un çoğuludur. Huylar demektir. Ahlak, insanın manevi seciyesini temyiz eden hususiyetlere denir. Ahlak ilmi ise (ilmu’l-ahlak), öğretmeye yönelik düzenlenmiş ahlak nazariyesidir. Edebiyatta da ahlaka dair çeşitli bahisler görülür : Şiirlerde, masallarda,…
MoreFarsça, gözü korumak anlamındadır. Akılda gezip dolaşan düşünceler (havâtır) i kontrol altında tutup, Allah’ın gayri herşey (Masiva)i terketmek, kalbinden atmak. Bu, bir Nakşî ıstılahı olup, onbir esastan biridir.…
MoreArapça, son demektir. Her şeyin başlatıcısı olan Allah’a dönüş veya kalıba girmeden önceki ruhlar alemindeki saflığa dönüş. Müridin, nihayet halinin, ana karnında Allah’ın yarattığı bidayet haline ulaşmak olduğu ve kulun, ana karnında,…
MoreNisan yağmurunun şifalı olduğuna inanılırdı. Bu su, toplanır, bir kabın içine konurdu. O kabın içine, Fatiha, Ayete’l-Kursi, İhlas, Felak ve Nas, Kafirun ve Kadr sûreleri okunup, şifa olsun diye üflenirdi. Mevlânâ müzesinde,…
MoreArapça, ilgi, bağ demektir. Şeyh ile müridi arasındaki sevgiden ibaret olan bağa, nisbet denir. Sûfiyyeden bir kısmı, nisbeyi, insanın ihtimamı olarak tanımlar, insanın ihtimamı dünyaya olursa, nisbesi de dünyaya, ihtimamı ahirete olanın…
MoreFarsça, yalvarma demektir. Mevlevî mukabelesi sona ermekteyken, biraz daha uzamasını istemeye niyaz denir. Şeyhe saygılı olmak, elini öpmek, eteğini tutmak ve müridin şeyhin huzurunda, boynunu bükerek ondan himmet istemesine de niyaz denir.…
MoreBektaşî tâbiri. Meydanda, Pîr Postu’nun yanında bulunan bir makamdı. Buraya “Kızıl Eşik” veya “Mürüvvet Taşı” da denirdi. Niyaz edildiği için, buraya, “Niyaz Taşı” denmiştir.…
MoreSon devir melamîlerinden Muhammed Nûrû’l-Arabî Hazretleri, Prizren ve Üsküb’de Hz. Ali (r)’nin sözlerini içeren “Noktatü’l-Beyan” adlı risaleyi tefsir etmiş, ders olarak okutmuş ve bu yüzden adı “Noktacı Hoca” kalmış. Böylece, Melamiler, noktacı…
MoreArapça bir kelime olup Türkçe’de de aynı anlamda kullanılır. Amellerin dayandığı temel. Bulunduğu yer, kalptir. Bu yüzden niyete, kalbin kalbi de, denir. Niyetin yeri kalp olmasaydı, kalbin kıymeti bilinmezdi. Zira, müminin niyeti,…
MoreArapça nokta, küçük parça, iş, mesele, mekan, saha anlamlarını ihtiva eden bir kelime. Tasavvufta nokta, harflerin başlangıcı ve sonudur. Harflerin hepsi, noktanın yayılmasından meydana gelir, bu bakımdan harflerin hepsi, noktadadır. Bütün harfler,…
MoreArap alfabesinin yirmi beşinci harfidir. Mahlukata ait suretlerin, hal ve vasıflarıyla, özet olarak nakşolunmuş haline “Nün” denir. Nakşolunma, Allah’ın “Kün” kelimesinden ibarettir. Bu da, Hazret-i Kelimenin zuhur (ortaya çıkış) yeri olan Levh-i…
MoreArap alfabesinin yirmi beşinci harfidir. Mahlukata ait suretlerin, hal ve vasıflarıyla, özet olarak nakşolunmuş haline “Nün” denir. Nakşolunma, Allah’ın “Kün” kelimesinden ibarettir. Bu da, Hazret-i Kelimenin zuhur (ortaya çıkış) yeri olan Levh-i…
MoreArapça, ışık demektir. en-Nûr, Esma-yı Hüsna’dan biridir. Allah’ın zahir ismi, ile tecellisine, nur denir. Kainattaki suretlerde ortaya çıkan vücuddur. Gizlenmiş bir şeyin, ledün ilmiyle ortaya çıkmasına denildiği gibi, kalpten mâsivayı çıkarıp atan…
MoreArapça, konuşmak demektir. Şeyhin, hikmet dolu sözlerine, nutuk denir. Şeyhlerin, müridlerine yaptığı ahlâkî, edebî konuşmalara, söylediği şiirlere nutuk adı verilir. Nutuk ile nefes, hemen hemen aynı manada olmakla birlikte, ilki sadece okunmak,…
MoreArapça şan, şeref, yücelik anlamındadır. Hakk’ın zatı isim, sıfat ve hükümlerinin bilinmesi için, İlâhî hakikatleri haber vermektir. İki çeşit nübüvvet vardır: 1- Tarif nübüvveti : Zat, sıfat ve isimlerin, Peygamberler tarafından tanıtılması.…
More

