Arapça, herhangi birşeyin kötü, çirkin ve bozuk olması anlamında kullanılan bir masdar. Mekruh (çirkin) olan şeylere, hubs denir. Âlem, vahdet-i vücûd telakkisine göre Hakk’ın suretidir. Bu yönüyle âlem, temelde iyidir. “Eşyada temel…
MoreHuda veya Hüda’nın anlamı: Arapça, hidayete götürmek, doğru yolu göstermek, irşad etmek anlamlarını ifade eder. Matluba, hedefe ulaştıran yol. Dört tür yol vardır: 1- Sâlik-i Sırf : Nefsin sıfatlarından tamamen kurtulamayanlar, şeriat…
MoreArapça, yanmak demektir. Sâlikin aşk ateşiyle içinin yanması. Nar (ateş) ile de yanılır, Nur (ışık) ile de. Nur ile yananların, hem kendilerini, hem de etrafındakiler! aydınlattığı kaydedilir. “Tasavvuf bir hurka (yanma) idi,…
MoreArapça, hususilik anlamındadır. Müminler içinde, Allah’ın hakikat, hal ve makamlar tahsis ettiği kişilere, ehl-i husus denir. Husûsu’l-husus, halleri, makamları geçmiş, tevhid ve tecrid ehlidir. “Sonra Kitabı kullarımız arasından seçtiklerimize miras verdik. Onlardan…
MoreArapça, itaat etmek, boyun eğmek, tevazu göstermek, korkmak gibi manalara gelir. Hakk’a boyun eğmek. Kalbin, Hakk’ın önünde hazır bulunmasına da, huşu denmiştir. Hasan-î Basrî huşû’yu; “Kalpte, Allah korkusunun sürekli olarak bulunmasıdır” diye…
MoreArapça, nasip, pay, saadet, şans, şanslı anlamına gelen “hazz” kelimesinin çoğuludur. Bundan, nefsin payı anlaşılır. Nefsin arzu ve isteklerine huzûz denir. Hukukun olduğu yerde huzûz olmaz. Zira ikisi birbirinin zıddıdır. Hakk’ın isteklerine…
MoreArapça, ansızın hücum etmek üzerine saldırmak anlamına bir masdar. Nefs, nevadan uzaklaşıp, Hakk’a rağbet edip şehvetlere meyletmezse, yücelmeye muvaffak olur. Bu güçlü yöneliş, hâlis olan nefsi, Allah’a yaklaşma ve matlûbu isteme yolunda…
MoreArapça, özgürlük demektir. Allah’tan başkasının kulu ve kölesi olmamak. Bir başka deyişle, hatırın, Allah’tan gayrisine bağlanmamasıdır. Hürriyet çeşitlidir: 1- Avam (halk) tabakasının hürriyeti, şehvetin köleliğinden uzaklaşmak şeklindedir. 2- Havassın hürriyeti, Hakk’ın iradesinde,…
MoreArapça, üzüntü demektir. Hüzn, sûfiyyenin hayat ve suluklarında vasıflarındandır. Ayrılığa düşen kalbin bulunduğu kabz (tutukluk) haline, hüzün denir. Hüzn, kalbi incelterek sevinç ve neşeyi istemekten men eder. Dekkâ, kulun senelerce alamadığı yolu,…
Moreİyi yapmak, birisini seçm.ek, dostlar, için davet ve ziyaret tertip etmek vs. gibi manaları ifade eden Arapça bir kelime. Allah’ın kulunu güzel ahlâkla süslemesi, onu nefsanî özelliklerden sıyırıp, iyi özelliklerle muttasıf kılması.…
MoreArapça, kesmek, kökünden sökmek mânâsına gelen bir kelimedir. Tasavvuf ıstılahında, kalpteki aşırı sevgiye denir, istilâm; Hakk’ın, kulu kendisine mağlub eden galebeleridir. Bu da, kulun iradesini kaldırması konusunda lütuf imtihanı ile olur. Serrâc’a…
MoreArapça, kazanmak, çalışmak demektir. Tasavvufta tembelliğe yer yoktur. Her sufî, mutlaka bir sanatla uğraşır, alın terinin ürününü yer, helâle rağbet eder, Tufeylî (parazit, asalak) değildir.Seyyid Ali Hemezanî (Keşmir), takke örer, Hacı Bayram…
MoreParlayanlar anlamına Arapça bir kelime. Tekili, lâmi’dir. Başlangıç durumunda zayıf ruh gücüne sahip olan kişilere pırıltılı, yayılıcı nurlar zuhur eder ki, bunlara levami’ denir. Bu nurlar, hayaldan müştereke gelir. Maddî gözle görülür.…
MoreArapça, elbise demektir. Ulaştıkları vakte göre libaslarında bulunan fukaraya denir. Suf veya murakka bulduklarında onları giyerler. Bundan başkasını bulunca, onu da giyerler. Gerçek fakirde tekellüf (zorlama) ve ihtiyar olmaz. O, elbisenin sert…
MoreAslen Arapça olan bu kelime, Türkçe’de de aynı manada kullanılmaktadır. Tekkelerde yemek yedim denmez, onun yerine “lokma ettim” denir. Cur’a, bir ağız dolusu (yudum) suya; lokma, bir ağıza alınacak kadar yiyeceğe denir.…
MoreArapça, korunmuş, hıfzedilmiş anlamına bir kelime. Allah’ın söz, iş ve istekte kendisine karşı gelmekten koruduğu kişiye denir. Bu gibi kişiler, Allah’ın rızasına uygun düşmeyen bir laf söylemez, herhangi bir iş yapmaz. İstediği…
MoreArapça, bir şeyin eserini, izini tamamen silmek, yok etmek anlamında bir kelime. Kulun aklından gaib olması bakımından, âdete ait vasıfların ortadan kalkmasıdır. İçki içip te sarhoş olan kişiden meydana gelen söz ve…
MoreMukam şekliyle okunursa, oturulan, ikamet edilen yer, makam olarak okunursa, ayağın bastığı yer, topluluk, oturulan yer, vs. gibi anlamları bulunan Arapça bir kelime, ism-i mekan. Velilerin mezarlarına veya hatıralarını taşıyan yerlere bu…
MoreManasız, boş söz vs. gibi anlamları bulunan, Arapça “mâ”, “la” ve “ya’nî” nin birleşmesinden oluşmuş bir ifadedir. Tasavvufî ahlâkta manasız, boş sözlere yer yoktur. Eyleme ehl-i salâha ta’ni Söyleme cehl ile malaya…
MoreArapça’da bilgi anlamına bir söz. Tasavvufta, dört kapı da denilen dört mertebe vardır: 1-Şeriat, 2-Tarikat, 3- Hakikat, 4- Ma’rifet. Şeriat olmadan tarikat, hakikat ve ma’rifet olmaz, her şeyin başı, şeriatı yani islâm…
MoreArapça istisna edatı olan sivâ, mâ mevsûlü ile birleşince başkası anlamına gelir. Tasavvufta Allah’ın dışındaki her şey mâsivâdır. Bütün yaratılanları içine alan bir sınırı vardır. Nümayiş-i suver-i kâinatı sorma bana Nidayı bir…
MoreArapça, şerefli mutfak demektir. Bu tâbir, özellikle Mevlevîler’e aittir. Mevlevî tekkelerinde, bir dervişin ilk terbiye yeri mutfaktı. Konya’da “Âsitâne” adıyla da anılan merkez dergâhta iki önemli mekân vardı. 1- Yemeklerin piştiği mutfak…
MoreArapça mebde’ kelimesinin çoğuludur. Başlangıçlar, temeller, esaslar, prensipler anlamına gelir. Yüksek başlangıçlar (esaslar); semavi nefisler ve akıllardır. Nihayetlere ait başlangıçlar (esaslar) ise; namaz, oruç, hac, zekat gibi farzlardır. Namazın nihayeti, Hakk’a duyulan…
MoreZuhur yerleri, meydana geliş yerleri gibi anlamları ihtiva eden Arapça bir kelime. Doğuşların ve küllinin ortaya çıkışları; vücûdun zahiri ile bâtınını ayıran kapıların kilitlerini açacak gayblerin anahtarlarının ortaya çıktığı yerlerdir. Bunlar beştir:…
MoreArapça toplanma yeri demektir. Sevdanın mutlak toplanma yeri, mutlak cemal hazretidir. İki denizin toplanma yeri (mecma’u’l-bahreyn), kâbe kavseyn hazretidir. Burada imkân ve vücûb denizleri birleşmiştir. Yine burada, kevnî hakikatlarla, ilâhî isimler bir…
MoreKıyametin büyük alâmetlerinden biri de Ye’cüc-Me’cüc’ün zuhurudur. Ye’cüc-Me’cüc denen kavim, denizden karadan her yerden gelip dünyayı ele geçirecek, ancak, sonunda Allah yardım ederek bundan kurtulunacaktır. İnsanın me’cûcu ise, onun küçük kıyametidir. Bu,…
MoreCezbolunmuş, çekilmiş, yüksek mertebeye ulaşmış kişi için kullanılır. İki türlü meczûb vardır: Sâlik meczûb, 2. Meczûb, sâlik. Makbul olanı, ilki, yani, tasavvufî suluktan geçtikten sonra cezbeye ulaşmadır. Akşemseddin’in, aklını yitirmiş meczûblar için…
MoreArapça, yardım anlamında bir kelime. Allah’dan yardım istemeye istimdâd, velilerin ruhundan istemeye meded veya medet denir. Meded-i Vücûdî: Var oluş desteği. Mümkin bir varlığın, varolabilmesi için gerek duyduğu her şeyin, Allah tarafından…
MoreArapça, ahz olunmuş, alınmış anlamında bir kelime. İsm-i Mef’ul. Bu, kendisinden alınan anlamına gelen müstelib gibidir. Ancak me’huz, mânâ açısından müstelibden daha mükemmeldir. Müstelib, yorgunluktan soluk soluğa kalan yahut dehşetten şaşkına düşen…
MoreArapça, yer, konak anlamında bir kelime. Allah’ın, halk ile birleşmekten münezzeh olan Zâtının çevrelenmesi, yani gerçek âlemin, mekânsızlık âleminden ortaya çıkışı demektir. Hafnî, mekâna farklı bir anlam yükler ve şöyle der: “Mekân,…
More

