İman En Büyük Hikmettir

3 mins read

“Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse derin bir sapıklığa düşmüş olur.” (Nisa, 4/136)

İman, Hz. Peygamberin Allah’tan getirdiklerini tasdik etmek, haber verdiklerini tereddütsüz kabul ederek, bunların gerçek ve doğru olduğuna gönülden inanmaktır.

Her vesileyle sıkça söylenildiği üzere İslam üç ana bölümden meydana gelmek-tedir. Bunların ilk ve en önemli kısmı imandır. Diğeri ise bu imanın hayata yansıyan şekli dediğimiz ibadet, üçüncüsü de daha ziyade insani ilişkilerde kendisini göste-ren ahlaktır. Bunların hayata en güzel şekilde yansımasına da “ihsan” adı verilmek-tedir. Bu bölümlerden her birinin şüphesiz diğerleri ile yakın ilgisi vardır. Ancak kendileri arasında önemine binaen bir sıralamaya tabi tutulacak olsa, her şeyden önce iman gelir. Zira iman ile müşerref olmayan kimselerin ibadetle mükellef olması düşünülemez. İman olmadan cennete girilemez. İman olmadan İslam olmaz. O hal-de insan veya bir başka tabirle Müslüman’ın ilk görevi, Allah’ın varlığını ve birliğini bilip tasdik etmesidir. Şüphesiz bu tasdikin makamı ise kalptir. Dil ile ikrar edilmesi ayrı bir önem taşımaktadır.

Konumuz olan ayette, daha çok “amentü esasları” diye bildiğimiz imanın şartla-rına değinilmiş, bir Müslüman’ın bunlara tereddütsüz inanması gerektiği üzerinde durulmuştur. Bunlardan birini inkâr etmek imana zarar verecektir. O nedenle bir Müslüman burada sayılan bütün esaslara inanmalı, inancının gereğini yerine geti-rerek bu imanını muhafaza etmelidir. Bu hâliyle iman büyük bir nimettir, bölünme kabul etmeyen bir bütündür, ebedî bir saadettir ve kurtuluş vesilesidir. O nedenle bizi, mümin bir aileden ve Müslüman bir ülkede dünyaya getiren ve kendini tanı-makla şereflendiren Allah’a şükretmeli, böyle bir nimete rağmen nankörlükte bulu-nulmamalıdır.

Aslına bakılırsa iman fıtrîdir. Yani kişinin doğuştan beraberinde getirdiği duy-gulardan biridir. Ne bireysel ne de toplumsal bazda iman ve inanç olmadan yaşa-mak mümkündür. Tarihte kütüphanesiz, hapishanesiz, hastanesiz şehirleri görmek muhtemel iken, mabetsiz bir şehrin ve toplumun düşünülmesi ihtimal dâhilinde değildir. Neticede insan doğal olarak bir büyük güce sığınma, korunma ve ondan yardım dilemeye muhtaçtır. Zorluk, sıkıntı, felaket anında, kendini teselli edecek birini aramak durumunda kalmaktadır. Bu güç belki farklı toplum ve kültürlerde, farklı mekân ve zamanlarda, farklı varlıklar olabilir. Zira inanç ve iman olmaksızın uzun süre bir toplumun varlığını sürdürmesi duyulan ve görülen hadiselerden ol-mamıştır. Üstelik imandan tecrit edilmiş bir hayat tarzının, ebedî âlemi dikkate al-mayan bir anlayışın doğuracağı sonuçları düşünmek bile kişiye korku vermektedir. Bu dünyaya niçin geldiğinin, yaratılış maksadının ne olduğunun farkında olmayan, istediği gibi kayıtsız, kuralsız, dilediği gibi yaşayanların hem kendilerine, hem de etrafına oldukça zarar vermesi tabiîdir. İşte iman ve ahlak kişiye bunu düzene koy-ma, belli bir amaca göre yaşama azmi vermekte ve ona göre davranılması gerektiğini hatırlatmaktadır.

O halde, bir Müslüman olarak bu nimeti korumanın azami gayreti içinde olmalı-yız. Kişinin imanla dünyaya gelmesi nasıl mümkün ise, bu imanını korumayıp zayi etmesi de o denli mümkündür. O nedenle iman, ibadet ve güzel ahlakla korunmalı ve takviye edilmelidir. Nitekim Hz. Aişe validemizin naklettiği şu hadis-i şerif ima-nın korunması gerektiği, bunun ibadetlerle güçlendirilmesi yönünde bize önemli ipuçları vermektedir. O şöyle buyurmuştur:

“Nebiyyi muhterem (s.a.s) efendimiz mübarek ayakları şişinceye kadar geceleyin ibadet ederdi. Bunun üzerine: Ya Resûlallah! Geçmişte ve gelecekteki günahların ba-ğışlandığı halde niçin böyle yapıyorsun? dedim. ‘Rabbime şükreden bir kul olmayayım mı?’ buyurdu.”

Ayrıca imanımızı muhafaza edebilmek için kalbimize, özellikle de dilimizden çıkacak sözlere dikkat etmek zorundayız. Bu sebeple olsa gerek sık sık son nefeste Allah’tan bize iman ve Kur’an nasip etmesi, kelime-i şahadeti söylemeyi kolaylaştır-ması niyazında bulunmaktayız.

Rate this post
Haber Oku
Tidings Globe